Travesti cezaevinde hergün mutfakta çalışıyordum

Cinayete teşebbüsten yargılanıp hüküm giymiş bir travesti.. Hapislik macerası, dört yıl kadar önce Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde başladı. Geçtiğimiz Haziran ayında kendi tercihiyle Adana Yumurtalık Açık Cezaevi’ne nakledildi. Zehra, cezasının kalan kısmını tamamlamak için dört yıl daha cezaevinde kalacak. Cezaevi macerasında açık veya örtük olarak değişik ayrımcılık biçimleriyle mücadele etmek zorunda kaldığını anlatan Zehra, 20 saatlik izninin ilk anlarını anlattı.
Tutuklanman ve cezaevine konman döneminde nasıl bir muameleyle karşılaştın?
2006 yılında yargılanmam başlamıştı. Yaklaşık 6 yıl sonra sonuçlandı, 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası aldım. 2012 ortalarında mahkumiyetim kesinleşince karakola gidip teslim oldum. Sincan Kampüs Cezaevi’ne 25 erkek mahkumun arasında gönderildim. Oradan Kadın Kapalı Cezaevine ayrıldım.
Cezaevinde önce standart bir uygulama olarak mahkum kabul bölümüne alınıyoruz. Çırılçıplak soyulup aranıyoruz. Bu aşamada kötü muamele görmek de aynı standardın bir parçası. Geçici olarak bir odaya konuluyoruz. Mesai günü değilse, mesai saatine kadar burada tutuluyoruz. Ardından koğuşa alınıyoruz.
Travesti bir mahkuma cezaevinde nasıl bir gözle bakılıyor?
Travesti birey olarak koğuşta bulunmak çok zor. Hayatlarında daha önce bir kere bile trans bireyle karşılaşmamış insanlarla ilişki kurman gerekiyor. Önce onların gizli aşağılamalarıyla başetmen gerekiyor. Elbette açıkça yapılan bir aşağılama değil bu. Önce mahkeme tarafından suçun dolayısıyla mahkum ediliyorsun, ardından hapislik arkadaşların tarafından yargılanıyorsun. Görevlilerin de nefret dolu bakışlarına hedef oluyorsun. Geçtiğimiz Haziran ayının 19’unda mektuplaştığım bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine, Adana Yumurtalık Kadın Açık Cezaevi’ne nakledilmek talebiyle başvuruda bulundum. Talebim kabul edildi. Yumurtalık’a geldiğim zaman gördüm ki, Sincan’daki koşullarımızdan ben boşuna şikayet ediyormuşum. Burada resmen, yılanların ve akreplerin arasında yaşıyoruz. Daha önce hiç görmediğim böcek türlerine buradaki koğuşta rastladım.
Mahkumların şikayetçi olduğu başlıca konular neler?
Mektup okuma komisyonu bulunmadığından uzun yazılmış mektupların postalanmasına izin verilmiyor. Mektupların kısa yazılması ve zarfların açık bırakılması şartı var.
Yemekler hem kalite hem miktar olarak yetersiz. 140 kadın için yemek çıkarılıyor. 20 kişilik bir koğuşa verilen yemek, dört görevli için ayrılan yemek miktarının dörtte biri kadar. Parası olmayan insanlar aç kalıyor. İzin günlerinde fuhuş yapmaktan başka bir para kazanma yolu da yok. Açık cezaevlerinde yaygın biçimde kadınlar izin günlerini para karşılığı fuhuş yaparak geçiriyor. 20 yaşında tandığım arkadaşlarım var, düzenli bir gelire kavuşabilmek için 70 yaşındaki insanlarla sevgili oluyorlar.
Doluluk gerekçesiyle zaman zaman zorunlu sevk uygulaması oluyor. Bir süre önce 31 kişilik bir listeyi Sivas Açık Cezaevi’ne gönderdiler. Sivas, mahkumlar arasında sürgün yeri sayılıyor. Bir sabah saat 06.00 sularında kaldırıp sayım düzenine soktular. Adı listede yer alanların bedduaları, ağlama sesleri kulağımdan gitmiyor.
Ödenek ayrılmadığı gerekçe gösterilerek çalıştırılmamız karşılığında bize ödenmesi gereken maaş ve ücretler ödenmiyor. Ben her gün saat 07.00 ile 23.00 arasında mutfakta çalışıyorum. Bunun için bana bir karşılık ödenmesi gerekirken, "Ödenek yok" gerekçesiyle emeğimizin karşılığı ödenmiyor.
Görevlilerin tutum ve davranışlarından yoğun şikayetler var. Gardiyanlar, mahkumlarla karşılaştıklarında bir canavara dönüşüyorlar. Hüküm altında olmamız, her türlü aşağılamaya müstahak olduğumuz anlamına geliyor.
Zorunlu ihtiyaç maddelerinin kantinde bulundurulmaması bir başka ortak şikayet konusu.
Mahkumlar bu ihtiyaçlarını nasıl karşılıyor?
Cezaevleri başka hiç bir yerde rastlayamayacağınız bazı para kazanma fırsatlarının keşfedildiği mekanlar. Kantinde kadın ped’i bulundurmazsanız, bunları dört beş katı fahiş fiyatlarla dışarıdan temin etmek zorunda kalıyorsunuz. İşte bu ekonomik fırsatlar, dışarıdan temin etme aşamasında devreye giriyor. Cezaevi yönetiminin izniyle bir seyyar satıcı geliyor, bu zorunlu tüketim maddelerini, düşük kalite, yüksek fiyat tarifesiyle size satıyor.
Herhangi bir kurumda temizlik görevlisi istihdam ettiğinizde asgari ücretin altında bir ücret ödemezsiniz. Oysa cezaevinde aynı hizmeti, ayda 105 lira ödeyerek satın alabiliyorsunuz. Üstelik haftanın yedi günü 10-11 saat çalıştırmak koşuluyla. Ankara Kadın Kapalı Cezaevi’nde bir mantı atölyesi var. Burada çalıştırılan mahkumlardan günde en az 10 kg mantı üretmeleri isteniyor. 10 kg.’lık kotayı gerçekleştirebilenlere, ayda 150 lira ödeniyor. Beğendik gibi büyük markaların marketlerde raflara koyduğu mantılar bu yolla imal ediliyor. Kotalarını tutturamayan mahkumların ücretlerinden kesinti yapılıyor.

Alıntıdır …

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti , onlar askere gidiyorsa ben de gitmek zorundayım

TÜBİTAK ödüllü travesti matematikçi 'Kaan Arter' Türk Silahlı Kuvvetleri'nde eşcinsel olarak askerlik yapmayı anlattı. "Ben antimilitarist bir insanım. Ama gittim, askerliğimi yaptım. Oysa eşcinsel olduğumu çok kolay kanıtlayabilirdim" diyen Kaan Arter askerlik yapmak istemiş  çünkü…
“Ben askerliğin zaten zorunlu olmasına karşıyım. Gitmek istemeyenlerin kesinlikle gitmemesi gerekir. Keşke böyle bir kanuni hakkımız ve şansımız olsa. Ama yok. Türkiye Cumhuriyeti topraklarında doğan bir erkek, belli bir yaşa geldiği zaman yasalara göre askerliğini yapıyor. E ben de bu topraklarda doğdum, belli bir yaşa geldim ve erkeğim. Benim onlardan bir farkım yok ki. Onlar gidiyorsa ben de gitmek zorundayım. Tanrı’nın bahşettiği cinsel yönelimimi bahane etsem bu gay’liğimi kullanmak olacaktı.”
Hürriyet yazarı Ayşe Arman, “Bir gay’in askerlik anıları: Güneşli havalarda, 50 faktör güneş kremi sürüyordum” başlıklı ropörtajda TÜBİTAK ödüllü matematikçi ve öğretmen “Kaan Arter” ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nde eşcinsel olarak askerlik yapmayı konuştu.

Adın?

Kaan Arter.

Bu gerçek ismin mi?
Değil, çünkü öğretmenim. İsmimi açıklamak meslek hayatımın sonu olur.

Ne öğretmenisin?
Matematik. Herkese gerekir. Hayat matematiktir!

Güzelmiş… Yaş?

27.

LİSEDE HOMOFOBİKTİM
Gay olduğunu ne zaman fark ettin?

Ben biraz naiftim. Kafamda, heteroseksüel-homoseksüel gibi ayrımlar yoktu küçükken. Seks olayına bakışım şu şekildeydi: Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla, bazı travesti kadınlar da erkeklerden hoşlandığı için erkeklerle sevişirler. Kısacası herkes istediğiyle sevişir. Mesela annemle babam sevişiyor çünkü birbirlerinden hoşlanıyorlar. Ben de bir erkek arkadaşımdan hoşlanıyordum, onunla sevişebileceğimi düşünüyordum. Sonra bir gün bir erkeğin, aslında bir kadından hoşlanması gerektiğini fark ettim. Dehşete düştüm! Ben yanlış ve hatalıydım. Değişmeliydim. Ama nasıl? İşin kötüsü sesim de inceydi. Babam sürekli beni uyarıyordu. “Sesini kalınlaştırmamız lazım!” diyordu. “Yok elini şöyle kullanmayacaksın. Yok ay demeyeceksin, ayol demeyeceksin! Dersen yumuşak olursun, tekerlek olursun!” Liseye geçtiğimde bu baskılar  yüzünden, homoseksüel olmama rağmen homofobiktim.

Peki lisede…

Cinselliği düşünmemeye çalışıyordum. Çünkü düşündüğümde aklıma erkekler geliyordu. Bu da sinirimi bozuyordu. Üniversiteye başladığımda bir kız arkadaşım oldu. Dört yıl birlikte olduk.

Nasıl yani? Seviştiniz mi?
Evet. İlk cinsel deneyimimi bir kadınla yaşadım. Benim herhangi bir vajina fobim yok. Bir kadınla da beraber olabilirim. Ama tabii ki tercihim erkek bedeni. Biseksüel değilim. Bir kadınla beraber olarak, aklımca heteroseksüel olmaya çalıştım. Ama ne mümkün?

O hiçbir şeyden şüpheleniyor muydu?

Kız arkadaşım mı? Çok komik olaylarımız var. Mesela iki kişilik bir yurt odasında kalıyordum. Ben meğer oda arkadaşım olan erkeğe âşıkmışım. Ama bilmiyorum. Onun da kız arkadaşı var, dörtlü gezip tozuyoruz. Sonra kızlar ayrılıp kendi aralarında konuşuyorlarmış, “Ya bu ikisi sürekli birlikteler, üstelik birbirleriyle çok ilgililer. Bunlar biseksüel olmasın?” Mert kızlardı, direkt sordular bize. O kadar homofobiktim ki şiddetle reddettim. İnanılmaz tepki gösterdim. O kadar uzattım ki, kız arkadaşım sonunda, “Aman travesti tamam be, amma homofobiksin!” dedi.

AİLEYE AÇIKLAMAK….

Sonra?
Sonra… İnsan, özünden, gerçeğinden kaçamıyor. Üniversite bittikten sonra kız arkadaşımla ayrıldık. “Ben gerçekte kimim? Ne yapıyorum? Aslında ne yapmak istiyorum” sorgulamasına girdim. O arada TÜBİTAK’tan burs aldım, çünkü üniversiteyi bölüm birincisi olarak bitirmiştim. Bir süre yurtdışında yüksek lisans yaptım. O süreçte gay’lik üzerine çok okudum. Okudukça, “Aa benim gibi insanlar da varmış!” dedim. Ve şunu fark ettim: “Bu toplumun gay’leri kabullenebilmesi için bizi bilmesi, tanıması gerekiyor.” O yüzden de güvendiğim, inandığım insanlara açılmaya başladım. Önce kız kardeşime. Sonra halama, yağmurlu bir günde. Halamla, psikiyatri üzerine bir seminerden dönüyorduk. Birden, “Ben de sana bir şey söylemek istiyorum” dedim. “Söyle canım” dedi. “Ben eşcinselim!” dedim. Tabii bu kadar kolay olmadı. Söylerken ağlıyordum, dışarıda da yağmur yağıyordu. Halam sarıldı bana, “Keşke daha önceden söyleseydin, kim bilir ne zorluklar yaşamışsındır. O acıları çekerken ben de senin yanında olmak isterdim!” dedi.

Hala müthişmiş! Peki anne-baban?

O mesele çözümsüz işte! Bilmiyorlar. Babama söylemeyi hiç düşünmüyorum, çünkü beni anlayabileceğini sanmıyorum. Kâbuslar yaşayacak, bunu dünyanın en büyük meselesi haline getirecek. Anneme de söylemem, zavallı arada kalacak, benim için endişelenecek. Kimseyi üzmek istemiyorum. “Benim çocuğum” belgeselinde de izledik işte, eğitimli insanlar bile evlatlarının eşcinsel olmasını kabul edemiyor, başkalarının çocukları olabilir, modern zamanlarda yaşıyoruz, ama onların çocukları asla!
Sorun çevreye karşı utanma duygusu mu yoksa “Bu homofobik ülkede, çocuğum korunmasız kalır. Başına travesti bin türlü iş gelir!” mi?

İkisi de. Ama daha çok, “Ben çocuğumu nasıl koruyacağım? Bilmediğim bir dünya, bilmediğim bir hayat yaşayacak. Orada hiçbir şeye hâkim değilim. Oysa heteroseksüel olsaydı, birisiyle evlenecekti. Kayınpederi, dünürü falan olacaktı. Çocukları olacaktı. Sonra çocukları ona bakacaktı. Ama homoseksüel olduğu için evlenmeyecek. Evlense de çocuğu olamayacak. Yaşlandığı zaman ona ne olacak, kim bakacak?” gibi bir sürü soru işareti var ailelerin kafasında.

Sen nasıl bu kadar cesur olabildin?
O kadar ikiyüzlü bir toplumuz ki, aslında başka çarem yoktu. Biz, “Misafir başımızın tacıdır” deriz ama biraz uzun kaldığı zaman arkasından konuşuruz ya da “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” yaparız, söylesene direkt gelinine, ı ıh. Toplumsal zikrimizde var bunlar. Ben de nasıl bir yaşam biçimi oluşturmak istediğim konusunda kendimi sorgularken fark ettim ki en çok inandığım şey samimiyet. Ben de samimi olmak istedim. Varlığımla, davranışlarımla, yazılarımla… Öyleyim de.

GÜNEŞLİ HAVALARDA ÇIKARIP 50 FAKTÖR GÜNEŞ KREMİMİ SÜRÜYORDUM
‘Askerlik’ deyince eşcinsellerin aklına ilk ne gelir?
Bir sürü şey. Çürük raporu almak için yapılan o muayenede yaşanacak aşağılayıcı muamele. Askeriyedeki emir-komuta zinciri, öldürme ya da öldürülme, cinsel saldırıya uğrama korkusu. “Bir sürü erkekle aynı anda aynı ortamda yaşarken nasıl rahat edebilirim? Ortam hijyenik midir? Ya beni dalga konusu haline getirirlerse, ya ib.e gibi kelimeler kullanırlarsa? Bu yaştan sonra  kaldırabilir miyim?”

Peki senin için de aynı şey miydi?

Ben antimilitarist bir insanım. Ama gittim, askerliğimi yaptım. Oysa eşcinsel olduğumu çok kolay kanıtlayabilirdim. Erkek arkadaşımla birlikte yaşıyorum. Halam da, kız kardeşim de gelir anlatırdı. İstedikleri ‘pozisyon fotoğrafı’ysa -gerçi artık istenmiyor- onu bile verebilirdim.

Ama vermedin, eşcinsel olduğunu bile söylemedin. Neden? Askere gitmek istemenin gerekçesi neydi?

Ben askerliğin zaten zorunlu olmasına karşıyım. Gitmek istemeyenlerin kesinlikle gitmemesi gerekir. Keşke böyle bir kanuni hakkımız ve şansımız olsa. Ama yok. Türkiye Cumhuriyeti topraklarında doğan bir erkek, belli bir yaşa geldiği zaman yasalara göre askerliğini yapıyor. E ben de bu topraklarda doğdum, belli bir yaşa geldim ve erkeğim. Benim onlardan bir farkım yok ki. Onlar gidiyorsa ben de gitmek zorundayım. Tanrı’nın bahşettiği cinsel yönelimimi bahane etsem bu travesti’liğimi kullanmak olacaktı.

TSK’DA ÇOK GÜÇLÜ ŞİKAYET MEKANİZMALARI OLUŞMUŞ

Peki zorlukları yok mu?
Olmaz mı? Aklın, mantığın olmadığı bir yer. Ama herkes için zor. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Siz kendinizin ve haklarınızın farkındaysanız kimse size kötü bir şey yapmaya cesaret edemiyor. Hele eğitimliyseniz, internetle, sosyal medyayla haşır neşirseniz korkuyorlar. Bakın, komutanlar da dahil olmak üzere sizi suistimal etmeye çalışanlar olursa çok güçlü şikayet mekanizmaları oluşturulmuş. Başbakanlık İletişim Merkezi var. Bir hafta içerisinde, “Bir askerin şöyle şöyle şikâyeti var” deniyor, savunma isteniyor. Ama tabii ki feminenlik çok ağır basıyorsa, trans bireyse ya da kesinlikle gitmek istemiyorsa gitmesin. 60 erkekle bir arada yatıyorsun, kalkıyorsun…

Sen bunu anlatarak, gay’lere, “Askerlik yapabilirsiniz” mi demek istiyorsun?

Bazı arkadaşlarımızın çürük raporu alma ihtimali yok. Devlet memuru olarak çalışacaklar mesela. Ya da gay olduklarını açıklamak istemiyorlar. Kaldırabilecek güçte değiller. O zaman büyük bir ikileme giriyorlar. Askere gitmeleri gerekiyor ama korkuyorlar. Ben onlara seslenmek istiyorum. Korkmayın, gidin. O kadar da kötü bir ortam değil. Ki ben gerçekten zor şartlarda yaptım.

Ya onlar seni “Mücadelemize zarar veriyorsun!” diye suçlarlarsa…

Gay olmamız bizim artı bir özelliğimiz değil. Bizim doğuştan gelen, çok normal bir özelliğimiz. Ve doğuştan gelen bu özelliğimizle ne övünebiliriz ne de farklı bir ayrıcalık isteyebiliriz.

FONDÖTEN Mİ BU ABİ?

Nasıl bir yer umuyordun, ne buldun?
Ben altı aylık kampa gidiyorum diye düşündüm. Beklentiye girmedim. Kötünün kötüsüne de hazırdım. Üstelik genelde vukuatlı insanların gönderildiği bir yere düştüm: Sakarya.
Nasıl deneyimler yaşadın?

Askerlik sana Türkiye’yi tam olarak tanıma fırsatı sunuyor. Bir üçüncü dünya ülkesi olduğumuzu iliklerine kadar hissediyorsun. Sistem 50 yıl geriden geliyor. Herhangi bir mantık işletmeye gerek yok. Zaten düşünmen de istenmiyor. Ama tabii, ben de benim. Güneşli havalarda, çıkarıp 50 faktör güneş kremimi sürüyordum mesela. Cildim perişan olmasın istiyordum.

“Napıyor bu manyak!” demediler mi ya da alay konusu olmadın mı?
(Gülüyor) Ben 27 yaşındayım. Oradaki birçok insandan büyüktüm. Bir de öğretmen olduğum için bana, “Hocam” diyorlardı. Gördüğüm yanlışları rahat bir şekilde söyleyebiliyordum. Güneş kremi taşımanın nesi kötü? Bu bir bilinç. Bir de amele yanığı gibi sadece kollarım yansın istemiyordum. Kulaklarımı da güneşten korumaya çalışıyordum. İnşaat işleri de oluyordu. Çarşı izninde inşaat eldiveni aldım. Ellerim bozulmasın diye onları takıp çalışıyordum. Yani kendi şartlarımı askeriyeye taşıyabildim. Kimse de “Neden eldiven kullanıyorsun ya da güneş kremi sürüyorsun?” demedi. Biri sadece, “Fondöten mi abi bu!” dedi, “Yok güneş kremi” dedim. Yerlere çöp atıyorlardı. İnanır mısın, çöp atmama bilinci de yerleştirdim kendi bölüğüme.

Nasıl?
Öğretmen olduğum için sınıfa girdiğim ilk anda şöyle bir yerlere bakarım ben. Eğer pisse, yerde çöpler varsa, “Herkes hak ettiği ortamda yaşar. Ama ben böyle bir ortamda yaşamayı ve çalışmayı hak etmiyorum!” derim ve ilk çöpü kendim yerden alırım. Ondan sonra çocuklar da yavaş yavaş çöpleri toplamaya başlarlar. Askerde de asla çöpümü yere atmıyordum. Yürüyoruz diyelim, elimde boş pet şişe var, çöp kutusu arıyorum. Arkadaşım dedi ki, “Sen hâlâ asker olamamışsın! Her yer çöp burada. At yere. Yarın sabah mıntıka temizliği yapılır, toplanır!” Mantık böyle ilerliyor. Ben bunu değiştirmek istedim. Ama komutanlara baktığın zaman, onlar da çay içiyorlar bardağı atıyorlar, sigara içiyorlar, izmariti atıyorlar. Bu yüzden, “Önce kendi çevremden başlayayım” dedim. Bir arkadaşım sigarasını içtikten sonra izmariti yere attı. Onu herkesin önünde uyardım, “Nereye atacağım ki, atacak yer yok!” dedi. “Madem yok, o izmariti al, cebine koy.” “Olur mu öyle şey?” dedi. “O zaman ben yaparım” dedim. Gittim, onun attığı izmariti aldım ve cebime koydum. “Kesinlikle kendi izmaritimi sana taşıtmam!” dedi, yerden aldı. Böyle böyle bir algı oluştu. Okuma öğrettiğim insanlar da oldu. O altı ay hiç de kâbus gibi geçmedi. Birkaç insana faydam olduysa ne mutlu bana.

SEVGİLİM ASKERDE BENİ ZİYARETE GELDİĞİNDE…
Siz tek miydiniz? Sizin gibi başka gay’ler de var mıydı?
Olmaz mı? Hatta şöyle bir hikâyem var. Sevgilim beni ziyarete geldi. Nizamiye’nin önündeki duvarın üstünde sohbet ediyoruz. Bir şeyler getirmiş onları yiyoruz. Bizim tam yanımızda, iki erkek var, onlar da aynen bizimki gibi sohbet ediyor. Biri asker, tanıyorum içeriden. Yandan yandan bakıp, “Allah Allah acaba bunlar da gay mi diyoruz?” Kimsenin alnında yazmıyor çünkü, herkesin feminen olması da gerekmiyor. Neyse biz nizamiyeye döndük, sevgililerimizse dönüş yolunda birbirleriyle sohbet etmişler. Sevgilim telefon etti, “Evet, bir gay asker arkadaşın daha oldu!” dedi.

Senin yaşadıklarından çıkardığın ders ne? Askerlikte en çok ne öğrendin?

Egolardan Lego yapmayı öğrendim! “Yok efendim, fakülte birincisi olarak mezun oldum, TÜBİTAK bursuyla İngiltere’de okudum. Şu seviyedeyim, bu seviyedeyim. Nasıl olur da bana lise mezunu bir komutan, çöpleri topla, tuvaleti temizle diyebilir?” Yapsaydım yanmıştım. Ben orada sadece bir er olarak bulunuyordum. “Bütün askerler ne yapıyorsa benim de onu yapmam lazım!” diye düşündüm. Ve askerliği sorunsuz bitirdim.

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti karşınızda dimdik duruyoruz

“Her gün kafamıza vurduğunuz ‘normal’ – ‘anormal’ travesti ikiliğiyle bizde temiz bir parçayı öldürmektesiniz” diyen örgütlerin açıklamasının tamamı şöyle:

Ne boka yaradı normal olmak?

02 Temmuz 2014 öğle saatlerinde, Okyanus Efe Özyavuz adlı bir trans erkek hayatına son verdi. 17 yaşında başarılı bir sporcu olan Okyanus, sosyal medya hesabında intiharının ardındaki sebebe işaret ediyordu: “Ne boka yaradı normal olmak?”

Okyanus’u bir tek sözünden anlayan yüzlerce trans birey olarak size Okyanus’un neden öldüğünü açıklamak istiyoruz: Gözünüzü kapatın ve hayal edin… Sabah, kendinizi ait hissettiğiniz cinsiyete uymayan bir bedenle uyandığınızı hayal edin. Bir kıyafet gibi parçalayıp atamadığınızı, o tenle, o tene bakıp size ona göre davranan insanların gözleriyle, sözleriyle, tacizkâr öğütleriyle boğulduğunuzu hayal edin!

Kimsenin gerçekten kim olduğunuzu görmediğini, anlamadığını hayal edin… Herkesin sizi o ten size uymuyor diye ittiğini, yadırgadığını, gittikçe içinize gömüldüğünüzü hayal edin! Dayanamıyor musunuz? Değişin? Sonsuza kadar kendinize yalan söylemek veya dünyayı karşınıza almak arasında seçim yapın. Her şeye karşı gelip, “anormal” olarak fişlenmeye boyun eğip kendiniz olabilmek için değişin… Yine de ömrünüzce “normal” kabul edilmemeye katlanmayı hayal edin…

Okyanus’un cinsiyet kimliğine itibar ediyoruz

Şu an bizi bir parça olsun anlasanız bile, bu haberi farklı bir isimle yayınlayacağınızı biliyoruz ve ısrarla “Okyanus” diyoruz. Onun giyimi ve seçtiği ismiyle ifade ettiği erkek kimliğine, devletin doğumda bacak aramıza bakarak tahsis ettiği kadın kimliğinden daha fazla itibar ediyoruz. Ve itham ediyoruz! Okyanus’u siz öldürdünüz, gazeteci, anne, baba, öğretmen, ağabey, abla, sevgili olan siz! Koşulsuz sevmeyi bilmeyen siz, her gün bize kafamıza vurduğunuz “normal” – “anormal” ikiliğiyle bizde temiz bir parçayı öldürmektesiniz.

Biz trans bireyler her gün, her an; sizlere rağmen yaşıyoruz. Tümüyle kurgu olan, kimsenin sığamadığı, o yere batası “normal”i korumak için; aile, toplum, devlet baskısı ile bizi sindirmeye çalışıyorsunuz. Sinmiyoruz! Varoluşumuz için özür dilemeyeceğiz! Bizi yok sayıyor, tuvaletlerden meslek okullarına kadar her şeyi kendi “normal”inize göre düzenleyip ağır ayrımcılıklar yaşamamıza yol açıyorsunuz. Yine de var olmaya devam ettiğimizde veya temel insan haklarımız için itiraz ettiğimizde her tür şiddetle, ölümle ve/veya intiharla bizi sınıyor, yok etmeye çalışıyorsunuz. Bitmeyeceğiz!

Faili devlet, faili toplum, faili “normal!”

Yeni Nefret Suçları Yasası’na LGBTİ’lerle ilgili maddeler eklemeyerek; devletin, şiddet tehlikesi altındayken bile bizleri görmezden gelmesi; bu ülkede trans bireylerin yaşam hakkına kastedildiği anlamına gelmektedir. Devletin; polisi, öğretmeni, doktoru, kanunu, yönetmeliği vasıtasıyla yol açtığı, yaşadığımız her türlü ayrımcılığın gerçekleşmesinde pay sahibi olması; barınma, eğitim, istihdam gibi temel haklarımıza sık sık sırf cinsiyet kimliğimiz nedeniyle erişmemizin engellenmesi; bu cinayetlerin ve intiharların zeminini oluşturan nedenlerden sadece bir kaçıdır. Duyuruyoruz: Faili devlet, faili toplum, faili “normal!”

Tertemiz bir parçamızı daha öldürdünüz; ama işte buradayız! Sessiz kalmayacağız! Örgütlenerek, dayanışarak, omuz omuza vererek karşınızda dimdik duruyoruz! Yok saymanız, görmezden gelmeniz, şiddetiniz hatta ölüme sürükleyişleriniz dahi bunu değiştiremeyecek. Kafanızı başka yere çevirseniz de yine bizi göreceksiniz. Alışın, varız, buradayız, gitmiyoruz!

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti Çağla ‘ nın katiline yaş indirimi istendi

Geçen Nisan ayında ilişkiyi girdiği travesti den kadın olmadığı gerekçesiyle parasını geri isteyen H.T., çıkan tartışmada 2 travestiden 1'ini öldürüp, diğerini de yaralamıştı. H.T. hakkında hazırlanan iddianamede, müebbet hapis cezası istendi.

50 LİRAYA ANLAŞTILAR

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Çocuk Büro'da görevli savcı tarafından hazırlanan iddianamede, 17 yaşındaki H.T.'nin 22 Nisan gecesi arkadaşı T.M. ile eğlenmek için Beyoğlu'na gittiği belirtildi. İddianamede, iki arkadaşın Tarlabaşı'nda görünümleri ve davranışları itibariyle kadın olduklarını zannettikleri iki kişi ile birlikte olmak için kişi başı 50 TL karşılığı anlaştıkları dile getirildi.

TRAVESTİ OLDUĞUNU FARK EDİNCE…

Şüpheli H.T.'nin "Çağla", arkadaşı T.M.nin de "Esmer" adlarını kullanan kişilerle birlikte olmak için Balo Sokak'ta bir eve gittikleri belirtilen iddianamede, Çağla ve Esmer'in travesti olmaları nedeniyle tartışma yaşandığı belirtildi. İddianamede, “H.T., Çağla'nın travesti olmasını ileri sürerek parasını geri istedi" dendi.

TABANCASINI ÇEKTİ

İddianamede olayın devamı şöyle anlatıldı: "Çağla'nın parayı vermemesi üzerine tartıştılar. H.T., olay kavga boyutuna varmadığı halde üzerinde taşıdığı tabancayı çekerek, önce salon kısmında yatan üçüncü travesti 'Nalan' isimli M. K.'ya ardından da Çağla isimli İ. Ö.'ye (25) ateş etti. İ.Ö., göğsünün tam ortasından girip sağ kürek kemiği üzerinden çıkan ateşli silah mermisi yaralanmasına bağlı olarak öldü."

SİLAH BAHÇE'DEN ÇIKTI

Olaydan sonra kaçan H.T.'nin iki gün sonra Cinayet Büro Amirliği'ne gelen telefon ihbarı üzerine Bahçeşehir'de oturduğu mahallede yakalandığı ve üzerinde olayda kullanılmayan başka bir ruhsatsız tabanca bulunduğu belirtildi. İddianamede, H.T.'nin olayda kullandığı silahı da oturdukları villanın karşısında bulunan komşularına ait villanın bahçesine gömdüğü belirtildi.

YAŞ İNDİRİMİ İSTENDİ

İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunulan iddianamede, H.T.'nin “Kasten adam öldürme" suçundan müebbet hapis, “Kasten adam yaralama" ve “Ruhsatsız silah taşıma" suçlarından da 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanması istendi. H.T.'nin suç tarihinde 18 yaşın altında olduğu kaydedilen iddianamede yaş indirimi istendi. Savcı, indirim sonrası H.T. hakkında 10 yıl 6 aydan 16 yıla kadar hapis cezasına hükmedilmesini istedi. İddianame, mahkeme tarafından kabul edildi.

 

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti “ Direniş ” ti , tüm hayatımız direnişti , hala da öyle !


Beyoğlu’nda bu yıl 22. kez düzenlenen LGBTİ  travesti Onur Yürüyüşü polis engeline takıldı. Fransız Konsolosluğu önünde TOMA destekli çevik kuvvet polisleriyle etten duvar ören emniyet kimsenin Taksim Meydanı’na çıkmasına izin vermedi. Gazi Parkı ve Atatürk Anıtı da polis çemberiyle kapatıldı.

LGBTİ Onur Yürüyüşü 2003’te 30 kişiyle başladı. 2010 yılında yürüyüşe katılanların sayısı yaklaşık 5000 kişiydi. Geçtiğimiz yıl Gezi Parkı protestolarının ardından düzenlenen yürüyüşte yaklaşık 50 bin kişi vardı.

Polis saat 17.00’de başlayacağı açıklanan yürüyüş öncesinde, İstiklal Caddesi’ni Fransız Konsolosluğu önünden kapattı ve Taksim Meydanı’na geçişlere izin vermedi. Yürüyüşe yaklaşık 1 saat kala da Gezi Parkı ve Atatürk Anıtı’nın etrafı polis tarafından çevrildi. Polis Taksim Meydanı’na girmek ve yürüyüşü buradan başlatmak isteyen kalabalığa izin vermedi ve İstiklal Caddesi’nde yürüyebileceklerini söyledi.
Yürüyüşten yaşanan gelişmeler:

Bunun üzerine yürüyüş polislerin önlem aldığı noktadan başladı. Yürüyüşte yurtdışından gelen grupların yanısıra, çocukları eşcinsel olan anneler de vardı. Anneler grubun önünde yürüyerek, “Benim çocuğum trans”, “Annenim yanındayım” ve “Koşulsuz sevgi mümkün” yazılı dövizler taşıdı. Kortejde birbirinden görkemli kıyafetler de yer aldı. Yürüyüşte en çok ilgi gören isim Trans Kraliçesi seçilen Yankı Bayramoğlu oldu.

NEREDESİN AŞKIM?

Geçtiğimiz yıl Gezi Parkı protestolarının ardından düzenlenen LGBTİ Onur Yürüyüşü’nün belki de en çok akılda kalan sloganı “Neredesin aşkım?” olmuştu. Slogan bu yılın da en çok söylenenleri arasındaydı. Grubun bir kısmı, “Neredesin aşkım?” diye bağırırken, diğer kısmı da “Buradayım aşkım” diye yanıt verdi. Yürüyüşte, “Faşizme karşı bacak omuza”, “Velev ki i…yiz”, “Dünya yerinden oynar i…ler özgür olsa” ve “AKP defol i…ler burada” sloganları attı. İstiklal Caddesi’nden geçenler yürüyüş kortejine alkışlarla destek verdi.

KONSOLOSLUKTAN BAYRAKLI DESTEK

İngiltere Konsolosluğu’nun twitter’daki adresinden yayınlanan mesajda, İngiliz bayrağının altında eşcinselleri temsil eden gökkuşağı bayrağının dalgalandığı bir fotoğrafla birlikte, “Bugün Taksim’de gerçekleşecek LGBT onur yürüyüşünü @UKinTurkey olarak destekliyoruz” denildi.

Öte yandan ABD Konsolosu Charles Hunter, "Eşcinselim ve LGBTİ'nin onur haftasında ben de varım" açıklamasında bulundu.

100 BİN KİŞİ KATILDI
Bu yıl 'Temas' başlığı altında organize edilen, LGBTİ’lerin hak mücadelelerinin ve taleplerinin gündeme taşındığı 22. İstanbul LGBTİ Onur Haftası, saat 17:00''de, Taksim'de yapılan 12. LGBTİ Onur Yürüyüşü ile son buldu.

Lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks harekete destek veren 100 bin kişinin katıldığı ve yaklaşık 3 saat süren yürüyüşte "Dönmeler olmadan anayasa olmaz", "Nerdesin aşkım, burdayım aşkım", Homofobik değil toma fobiğiz", Homofobik devlet yıkacağız elbet", "Aşk, aşk! Hürriyet uzak olsun nefret", "Susma haykır eşcinseller vardır", "Dünya yerinden oynar ibneler-dönmeler özgür olsa" gibi sloganlar atıldı.

Demirören Alışveriş Merkezi'nin önünden geçerken "AVM'ler yıkılsın, Tayyip altında kalsın", "Demirören'e karşı ses çıkar" diye bağıran kitle "Bu daha başlangıç mücadeleye devam" diyerek Gezi Direnişi'ne de selam yolladı. Türkiye'nin en kitlesel yürüyüşüne sanat, siyaset, medya dünyasından da pek çok tanınmış isim destek verdi.

Lambdaistanbul’un ev sahipliğinde organize edilen yürüyüş, Taksim Meydanı'ndan başlayıp Tünel'de okunan basın açıklamasıyla son buldu:

İŞTE OKUNAN BASIN AÇIKLAMASI:
2013 yazında zaman ve mekan tüm anlamını yitirmişti zira kısacık bir aya bir ömür, küçücük bir parka bir dünya sığdırmıştık. Ufkumuzun ne kadar dar, çemberimizin ne kadar geniş olduğunu fark etmiştik. 2013 Onur Haftası başladığında temamız “Direniş”ti, tüm hayatımız direnişti, hala da öyle… Hepimiz birer direnişçiydik çünkü onurlu bir yaşam sürmenin yolu direnmekten geçiyordu. 2013 İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü sona erdiğinde, bir daha hiç yalnız hissetmeyeceğimizi biliyorduk. İstiklal Caddesi’ni gökkuşağı renkleriyle kaplayan onbinlerce kişi, biricik ve birlikte, öfkeli ve neşeli, tüm insanlığı kuşatan, özellikle yaşadığımız topraklarda son yıllarda daha da saldırganlaşan, adına “ahlak” denilen, “normal” denilen, “namus” denilen baskı araçlarının gölgesinde kalmamak için hep birlikte bağırdık.

Örgütlü mücadelemizin 22.yılında temas etmenin anlamı değişmişti, artık dokunmak her zamankinden daha vazgeçilmezdi. Birbirimize dayanışmayla, şefkatle, aşkla dokunduk. Birbirimizin gözyaşını sildik, karnını doyurduk, arkadaşlarımızın yasını tuttuk. Birbirimiz için sustuk, konuştuk, bağırdık. Bizi birbirimizden koparan, izole eden bu şehirde, kendimize benzeyen insanları bulmaya çalışarak geçirdiğimiz tüm o zamanı nasıl da boşa harcadığımızı gördük. Çünkü benzemeyenlerin yan yanalığıydı bazen en özgürleştirici olan.

Bu deneyimin ardından 2014 senesinde 22 senelik örgütlü mücadelemizin kazanımlarını meydanlarda görebiliyoruz. Ancak nefret tohumunun nasıl da rahat ekildiğini, hızla yeşerdiğini yıllardır biliyoruz. Buna karşı, homofobik transfobik şiddet ile mücadelemiz devam ediyor. Çok değil bundan bir yıl once anayasa yazım sürecinde AKP hükümetinin LGBTİ gerçekliğine yaklaşımını hep beraber gördük. Demokratikleşme adı altında sunulan ayrımcılık yasasında LGBTİ’leri görmezden gelmesi ise hepimizin malumu. Bugün hala yaşam hakkımız başta olmak üzere barınma ve çalışma gibi temel insan haklarımız güvenceye kavuşturulmuyor. AKP hükümetinin LGBTİ varoluşları tanımaması, hedefi olduğumuz nefret suçlarının teşviki anlamına geliyor.

Oysa bugün bir kez daha gösterdik ki bizler artık bir avuç olmaktan çıkıp kapanan gözlere, tıkanan kulaklara inat kalabalık bir haykırışa dönüştük. Şiddeti ve baskıyı nasıl da kahkaha ve dayanışmayla, el ele ve kol kola yendiğimizi akılda tutarak temas ediyoruz, yansak da dokunuyoruz. Suya sabuna dokunmamızı istemiyorlar, oysa biz biliyoruz ki bu pisliği temizleyecek su da sabun da biziz. Tartışacak onlarca meselemiz var ancak işbirliği yapabileceklerimiz onlardan çok daha fazla.Yıkmamız gereken bir zorbalık düzeni, kurmamız gereken yepyeni bir dünya var. Artık uzak durmanın değil, temas etmenin zamanı!

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti insan sadece barışa dayalı bir şekilde pozitif yaşıyorsa


Bilinmese de veya bilinse de görmezlikten gelinse de en başta travesti bilimsel olarak bir açıklama yapayım; Eşcinsellik olmasaydı canlı diye bir şey olmazdı. Canlı hayatı olmazdı yani. Canlı hayatının olmadığı bir gezegen tahayyül edin… İşte eşcinseller olmasaydı öyle bir gezegen olurdu Dünya. Çünkü doğurganlık geniyle eşcinsellik geni aynı gen. Canlı hayatı varsa eşcinsellik kaçınılmaz; eşcinsellik yoksa canlı hayatı da yok.
 
Eşcinselliğin hayata kattıkları neler? Aslında şöyle bir şey düşünmeniz bile eşcinselliğin hayata kattıklarını anlamanız için yeterli. Bir tarafta siyah-beyaz, renksiz bir hayat, bir tarafta rengarenk, gökkuşağı renklerinin olduğu bir hayat. Renk derken de sadece renklerden bahsetmiyorum; hayatın çeşitliliğini anlatıyorum. Yani egemen cinsiyetin kurallarının olmadığı daha özgür bir hayat, farklılıklara karşı daha hoşgörülü bakan, ayrımcılığın olmadığı bir hayat. Korkuların olmadığı, nefretin, şiddetin olmadığı bir hayat. Sadece sevgiyle, barışla hayat çekilmez mi dediniz; işte o heteroseksizmin bakış açısı. Sadece sevgiyle, aşkla hayat öyle bir güzel olur ki…
 
Eğer dünyaya eşcinseller hakim olsaydı, dünya daha yumuşak, daha esnek olurdu. Çünkü eşcinsellerin içinde sanata dair bir estetizm vardır. Yumuşatır hayatın sertliklerini, törpüler öfkelerimizi, dinginleştirir insanları, daha pozitif bakmalarını sağlar öfkeden arındırılmış bir beyinle. Eğer dünyaya eşcinseller hakim olsaydı, hiç kimsede iktidar olma hırsı olmazdı. Çünkü dayatma olmayacağı için kimsenin baş tutmasına ihtiyaç kalmazdı. Düşünseniz ya, iktidarın, hayatı güzelleştirmeye çalışan insanlara nasıl bir katkısı olabilir; olsa olsa bencilce çıkarına uygun nefret tohumları ekme açısından bir katkısı olabilir.
 
Hayat daha eğlenceli olur, kısacık hayata sadece yaşamak için geldiğimizi anlardık eşcinseller özgür olsalardı. Gerçekten şu anda biz hayatımızı yaşamıyoruz heteroseksüeller dahil. Egemen sistem olan heteroseksizm koymuş çıkarına uygun cinsiyetçi kurallarını, çelmiş insanların aklını; şöyle yapacaksınız böyle yapacaksınız, bu yanlış şu doğru, o ahlaksızlık şu erdemli… Yoksa cıs! Sadece bizim hayatımızı değil, kendi hayatlarını da karartıyorlar.
 
Gerçekten eşcinseller halden anlarlar. Öyle öldüresiye kinleri, öfkeleri, nefretleri yoktur. O yüzden zaten nefret cinayeti işlemezler, nefret cinayetine kurban giderler. Bu, heteroseksist dünyada korkmalarından çok, insanlıklarıyla alakalıdır. Yoksa onların da akılları var, elleri-kolları var nefret dilinden anlayanlara aynı şekilde cevap verebilecek.
 
Ben eşcinselliği hayatın üst boyutu olarak görüyorum insanlık açısından. Eğer insan sadece sevgiye ve barışa dayalı bir şekilde pozitif yaşıyorsa, hayatın da öyle olmasını istiyorsa, bu doğru bir insanlıktır. Yanlış anlaşılmasın, heteroseksüelliğe kötü demiyorum ama eşcinseller sırf cinsel yönelimlerinden dolayı ayrımcılığa maruz kalıyorlarsa, % 90 küsurlarda öteki olarak görülüp ötekileştiriliyorsa… Bir şey demiyorum bu konuda. Herkes kendisi farkına varsın bir şeylerin ayırdına veya ne demek istediğim konusunda. Ben zerre kadar heteroseksüelliği anormal bulmuyorsam, sorun bende değil, benim yapıma uygun yaşama hakkımı anlayamayanlardadır.
 
Yazımı Kaos GL'nin sloganıyla bitirmek istiyorum: Eşcinsellerin özgürlüğü, heteroseksüelleri de özgürleştirecektir. Eşcinsellerle heteroseksüeller arasındaki en büyük fark, özgürlük anlayışlarındadır.
 
Haziran ayında eşcinseller caddelerde Onur Yürüyüşleriyle hayatı renklendirmeye çalışıyorlar karnaval havasında. Heteroseksüellere tavsiyem; bir gün de olsa güneş gözlüklerinizi çıkarın ve hayatın renklerini görmeye çalışın. Hayatın, doğanın renklerini gördüğünüz zaman siz de o karnavala katılacak ve hayatın, yaşamın ne demek olduğunu anlayacaksınız. Sevgiyle, saygıyla, barışla, aşkla…

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti 10 . Hormonlu Domates Ödülü yapıldı

10. Hormonlu Domates Ödül Töreni travesti dün gece (25 Haziran), İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Ödülleri Seyhan “Matmazel Coco” Arman sunarken, Ayta Sözeri ve Esmeray da gecenin sahnesine katıldılar.

Lambdaistanbul LGBTİ Dayanışma Derneği’nin homofobik ve transfobik kişi ve kurumlara ilk kez 2005 yılında vermeye başladığı “Hormonlu Domates Ödülleri”nde bu yıl Recep Tayyip Erdoğan “siyaset” dalında açık arayla seçildi.

Meclisin internet bağlantısı üzerinden Lambdaistanbul ve Kaos GL gibi LGBTİ örgütlerinin internet sitelerine erişimi filtreleme ile engelleyen TBMM “sansür” dalında hormonlu domatesin sahibi oldu.

Eşcinsel polis memurlarını en ağır disiplin cezası uygulanarak birbiri ardına devlet memurluğundan çıkartan; eşcinsel olduğu gerekçesiyle işkence altında sorgulanan polis memurlarına, tanıdıkları diğer eşcinsel memurların isimlerinin verilmesi yönünde de baskı uygulayan İçişleri Bakanlığı “kurum” dalında hormonlu domates birincisi seçildi.

“Medya” kategorisindeki hormonlu domates ödülü ise yine Yeni Akit Gazetesi’ne gitti. Ödülü IMC TV muhabiri Michelle Demishevich verdi. Kaos GL Derneğinin “Yeni Akit” davası devam ediyor.

Hormonlu Domates Ödüllerinde bu yıl tartışmalara neden olan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Gençlik Meclislerine verilecek “Genel Ahlaksız Özel Ödülü” gecede anons edilmedi.

Esmeray, “BDP gençlikle oturalım konuşalım” derken, Seyhan Arman “BDP bizimle aynı yolda yürüyen bir örgüttür” diye ekleyip geceyi sonlandırdı.
İstanbul LGBTİ Onur Haftası kapsamında düzenlenen Hormonlu Domates Ödülleri’nin sahipleri internet üzerinden yapılan halk oylaması sonucunda belirlendi. Adını, Erman Toroğlu’nun “Hormonlu domates yemeyin homoseksüel olursunuz” açıklamasından alan ödül kategorileri arasında bu yıl Kurumlar, Eğitim, Medya, Siyaset, Yaşam Alanları, Sansür, Eğlence Dünyası, Spor, Beynelminel ve Genel Ahlaksız başlıkları yer aldı.

LGBTİ’lere (lezbiyen, gey, biseksüel, trans,interseks) yönelik kamusal alanda ve medyada ayrımcı açıklamalar yapan kişi ve kurumlar belirlenip 10 yıldır Hormonlu Domates Ödülleri’ne aday gösteriliyor ve kazananlara bu ödül veriliyor.
İlk kez 2005’te verilen Hormonlu Domates Ödülleri’nin amacı kamusal alanda, medyada homofobik ve transfobik hareketlerde ve ya sözlerde bulunan kişileri, kuruluşları teşhir etmek. İlk yıl ödül kazananlar arasında Hülya Avşar, RTÜK, Mehmet Ali Erbil, Galatasaray Lisesi gibi kişi ve kurumlar vardı.

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti en zorlu insan hakları meselesi

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice, travesti,eş cinselleri, küresel ayrımcılık, taciz ve hatta ölümden korumanın, ülkesinin karşısındaki en zorlu uluslararası insan hakları meselesi olduğunu söyledi.

Rice, Beyaz Saray Eş cinsel Hakları Destekçileri Forumu'nda, dini özgürlük, insan hakları ve AIDS'e yönelik sağlık hizmetlerini destekleyenlere, eş cinsel topluluğa karşı küresel ayrımcılığı sona erdirmek için birleşik bir cephe oluşturmaları çağrısında bulundu.

Bu konuda dünyada kalıcı bir değişimi başarmak için herkesin canla başla çalışması gerektiğini ifade eden Rice, eş cinsel haklarının gerçekten insan hakkı olduğu mesajını güçlendirecek daha fazla sesle ön yargıları aşabileceklerini belirtti.

Susan Rice, bazı ülkelerde eş cinsel haklarını kısıtlamanın büyük halk desteği gördüğüne, bu nedenle konuya ilişkin çalışmanın zor olacağına dikkati çekerek, kültürel farklılıkların, insan hakları ihlallerini haklı çıkaramayacağını söyledi. Rice, "Hükümetler, tüm vatandaşlarının haklarını korumakla sorumludur" dedi.

Rice, ABD hükümetinin, tüm dünyada insan hakları adına konuşmaya ve engelleri aşmaya devam edeceğini dile getirerek, "Bunu yapıyoruz çünkü bu, hem manevi yükümlülüğümüz hem de menfaatimiz. İnsan haklarını koruyan ülkeler ABD için daha istikrarlı, huzurlu ve müreffeh ortaklardır" yorumunu yaptı.

Dünyada 80 civarında ülkede eş cinsellik karşıtı yasaların çıkarıldığı ve yedi ülkede eş cinsel ilişkiye ölüm cezası öngören yasaların bulunduğu biliniyor.

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti transfobik devrim istemiyoruz !

İstanbul LGBTİ Derneği'nden yürüyüş çağrısıyla yola çıkan travesti Trans Onur Haftası Komitesi'nin önü Taksim Meydan girişinde polis tarafından kesildi. Polisin Taksim Meydanı'nda toplanmayı engellemesi üzerine; Fransız Kültür Merkezi önünde kalabalık topluluk yürüyüş için bir araya geldi. Polis baskısı "Polis fuhuş yap, onurlu yaşa" sloganlarıyla protesto edildi.Kısa süreli polis engellemesinin ardından Transseksüeller "Susma haykır translar vardır" sloganlarıyla yürüyüşe başladı. Dev Gökkuşağı ve Trans bayrağı açıldı.

Yürüyüşte sık sık, "Travestiyiz, buradayız alışın alışın gitmiyoruz", "Nefrete karşı ses çıkar", "Transfobik devlet yıkacağız elbet", "Tayyip kaç kaç kaç dönmeler geliyor", "Velev ki dönmeyiz, alışın her yerdeyiz" ve "Polis fuhuş yap onurlu yaşa" sloganları atıldı.Büyük bir coşkuyla yürüdüler.

Yürüyüş sırasında Grup Yorum standının önünden geçilirken ise, "Transfobik devrim istemiyoruz" sloganı atıldı. Renkli görüntülerin meydana geldiği yürüyüşe Femen üyesi bir kadın da destek verdi. Tünel’de kırmızı halı seren LGBTİ Örgütleri adına iki açıklamayı Çîrvsk Kıvılcım Arat ile Didem Sağlam okudu. Sadece son iki yılda 49 transeksüelin nefret cinayetine kurban gittiğine dikkat çeken Arat ile Sağlam, bilinen rakamlara göre 2002 yılından bu yana 70 transeksüel  öldürüldüğünü aktardılar. “ Acımız büyük” diyen Arat ile Sağlam, “ Avcılar Meis sitesinde Translara yönelik başlatılan sürgün kampanyası sonucu dövülerek Cami bahçesine atılan ve yoğun bakımda hayatını kaybeden Seda’nın davası sonuçladı. Katil müebbet hapis cezasıyla yargılanırken, sözde maktulün trans olmasını gerekçe gösteren mahkeme cezayı 15 yıla düşürdü” diye dikkat çektiler. Seda gibi yüzlerce trans kadının nefret ve trans cinayetlerini durmamaya kararlı olduklarını vurguladılar. “ Size hatırlatmayı görev edindik! Hayatlarımız ve canlarımız bu kadar değil” dediler.

Arat ile sağlam LGBTİ Örgütlerinin taleplerini ise şöyle sıraladılar“ Eşcinsel, biseksüel, trans ve intersekslere yönelen nefret suçları ile mücadelede, ‘ Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ibarelerini de bünyesinde barındıran bir nefret suçları mevzuatı oluşturulmalıdır. Trans seks işçilerini güvenliksiz çalışma alanlarına iten ve bizzat şiddetin mağduru olmalarına vesile olan “ fuhuş” ile ilgili mevzuat değiştirilmelidir. Herkesin istediği işi yapabildiği bir hayat garanti edilmeli ve LGBTİ bireylerin istihdamıyla ilgili iyileştirici uygulamalar yapılmalıdır. Seks işçiliği bir iş kolu olarak kabul edilmeli ve sendikal haklar garanti altına alınmalıdır.

Kolluk kuvvetleri ve yargı birimlerinin trans bireylere yönelik önyargılı ve ayrımcı tutumuyla mücadele edilmeli; katillerine “ haksız tahrik” veya “ iyi hal” gerekçeleriyle verilen ceza indirimleri derhal son bulmalıdır, cinayetlerin nefret boyuna mutlaka vurgu yapılmalıdır”. Sokaklarda, parklarda, barikatlarda, mahpushanelerde trans onuruna sahip çıkarak direneceğiz” dediler.

Açıklama sonrası trans bireylere taçlar takan LGBTİ örgütleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ( İBB) tarafından rant uğruna kamusal alana kapatılan Galata Kulesini işgal ettiler.

'TRANSLAR GÜZELDİR'

Saatler süren yürüyüşün ardından kalabalıki Tünel Meydanı'na ulaştı. Burada heteroseksit güzellik anlayışını dayatan, normatif güzellik yarışmalarına karşı "Alternatif Güzellik Yarışması" düzenlendi. "Translar güzeldir" şiarıyla, herkes kazanan ilan edildi

'HAYATLARIMIZ BU KADAR UCUZ DEĞİL'

Tünel Meydanı'nda İstanbul LGBTİ imzasıyla okunan basın açıklamasında ise sadece son 2 yılda 49 trans kadının nefret cinayetine kurban gittiği vurgulanarak, "Acımız büyük" denildi. "Hayatlarımız ve canlarımız bu kadar ucuz değildir" diyen İstanbul LGBTİ, trans onuruna sahip çıkarak direneceğini belirtti.

Gezi Parkı ve çevresinde geniş güvenlik önlemleri alan polis, Cumhuriyet Anıtı’nın etrafını da kapattı.Trans Onur Yürüyüşü’ne katılmak isteyen rengarenk kıyafetler içindeki kalabalık Galatasaray’da toplandı. Saat 17.00’de yürümeye başlayan kalabalık İstiklal Caddesi’nden Fransız Konsolosluğu önüne vardığında polis tarafından durduruldu. Gezi Parkı ve Cumhuriyet Anıtı’nı da kapatan polisler, bu noktadan sonra kimsenin geçmesine izin vermeyeceklerini söyledi. Yürüyüşe katılanlar bir süre polisleri ikna etmeye çalıştı ancak başarılı olamayınca İstiklal Caddesi’nden Tünel’e doğru yürüyüşe geçti.
Oldukça renkli sahnelerin yaşandığı yürüyüşe, İstiklal Caddesi’nde yüzlerce kişi de alkışlarla destek oldu.Ankara danda bu yürüyüş için otobüslerle gelindiği bilgisi alındı.

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti bir gün hatırlanıp diğer günler unutulacağız

“Sen yoksan çok eksiğiz” sloganıyla 22’ncisi düzenlenen “İstanbul LGBTİ Onur Haftası” yürüyüşüne travesti Sosyalist Eşcinsel Biseksüel Trans Hareketi "Biz yokuz siz eksik kalın” diyerek katılmadı.

Sosyalist EBT Hareketi tarafından yapılan açıklamada; "Elli kişiyle başlayıp başarısızlıkla sonuçlanan onurlu yürüyüş girişimlerinin, elli bin kişilik içi boş lumpen karnavallara dönüştürülmesini kabul etmiyoruz!" denilerek "sürdürülen mücadelenin liberallerce harcandığı" belirtildi.

İŞTE SOSYALİST EBT HAREKETİ'NİN AÇIKLAMASI:

"“22.İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü” adı verilen organizasyonun düzenleyicileri “sen yoksan çok eksiğiz” sloganıyla herkesi yürüyüşe davet ediyor.

Sosyalist EBT Hareketi olarak bu davete icabet etmiyor ve “biz yokuz siz eksik kalın” diyoruz!

Elli kişiyle başlayıp başarısızlıkla sonuçlanan onurlu yürüyüş girişimlerinin, elli bin kişilik içi boş lumpen karnavallara dönüştürülmesini kabul etmiyoruz!

Biliyoruz ki, bugün “sen yoksan çok eksiğiz” diye karnaval davetiyesi düzenler, dün mücadelenin yolunu faşizm ve heteroseksizmin kurumlarıyla çatışarak açan eşcinsel ve transların arasında yoktular.

Yine biliyoruz ki, bugün “sen yoksan çok eksiğiz” diye düzenlenecek olan karnavalın önü, dün sürgün yollarında, hapsedildikleri gettolarda, kovuldukları sokaklarda ve işkence evlerinde gün geçtikçe eksik kalan eşcinsel ve transların hayatlarıyla ödedikleri bir varlık mücadelesiyle açıldı.

Şimdi bu mücadelenin mirası, Avrupa’nın keşfiyle maaşlanan liberallerce harcanılıyor!

Nasıl mı? Eşcinsel ve transların sokağa kitlesel olarak çıkabildiği yegane gün olan Onur Günü’nün içi boşaltılıyor; küfür savurmak slogandan sayılıyor; kakafoniyle tepki gösteriliyor; fuhuş meşrulaştırılıyor; danslı, kostümlü şovlar normların yıkılması kabul ediliyor; yürüyüş katılımının artması başlı başına bir hedef haline geliyor.

Nasıl mı? Bu görüntüler gerici AKP’nin uluslararası arenada demokrasicilik taslamasına malzeme sağlıyor. Dans ve şovlarla geçen; eşcinsel ve transların mahkum kaldıkları yaşama dair bir tek gerçekçi ve politik talebin dillendirilmediği bir eşcinsel-trans yürüyüşü, uluslararası arenada eşcinsellerin dahi kabul edilebildiği bir demokrasi imajı pazarlanmasını mümkün kılıyor.

29 Haziran 2014 tarihinde düzenlenecek olan Eşcinsel ve Trans Onur Yürüyüşü ile harekete egemen olan liberal eşcinsel STK’ları bir kez daha Türkiye’deki eşcinsel ve transların gerçek sorunlarını gizlemiş ve manüple etmiş olacak. Yürüyüşten arta kalan “coşkulu” ve “rengarenk” görseller, ertesi gün hiçbir eşcinsel ve transın hayatında en ufak bir değişim yaratmayacak.

Biliyoruz ki, gösteri toplumunun merkezi haline dönüşmüş bir caddede yılın bir günü artık karnavala dönüşmüş bir yürüyüş yapmak, yılın diğer 364 günü eşcinsel ve transların yabancılaşmış bir hayata mahkum olduğu gerçeğini unutturur.

***

Onur Yürüyüşü’ne katılım oranının kendinden menkul bir hedef haline getirilmesine, Onur Yürüyüşü’nün içi boş bir karnavala dönüştürülmesine, Onur Yürüyüşü’nün eşcinsel ve transların gerçek sorunlarını gizlemenin politik bir aracı haline getirilmesine karşı dikkat çekmek için Sosyalist EBT Hareketi 29 Haziran 2014 tarihinde düzenlenecek olan Eşcinsel ve Trans Onur Yürüyüşü’ne katılmayacak!

Tüm dostlarımızı bu tartışma doğrultusunda yürüyüşe katılmamaya çağırıyoruz!

Anlamlı bir yokluğu, anlamsız bir çokluğa yeğliyor ve “sen yoksan çok eksiğiz” diyenlere karşı “biz yokuz siz eksik kalın” diyoruz!"

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın