Suç-lu: Nefret Suçları Kimin Sorunu?

Nefret söylemiyle mücadele asla sadece bu söylemin hedefi olan grupların sorunu olmamalı. Nefret suçlarının ve bu suçlara neden olan nefret söyleminin bütünüyle ortadan kalkması, toplumsal iktidar ilişkileri ve gruplar arasındaki hiyerarşik toplumsal örgütlenmenin değişmesiyle mümkün olabilir.

Bir kişi ya da gruba, ait olduğu kimliği, inancı, politik görüşü, cinsiyeti ya da cinsel yönelimi gibi nedenlerle, farklı biçimlerde zarar verme amacıyla saldırılması sonucunda oluşan suçlar genel olarak nefret suçları olarak adlandırılmaktadır. Nefret suçları, suçun kurbanlarının herhangi bir eylemi nedeniyle yani gerçekleştirilen bir edim sonucunda değil, gerçek ya da algılanan renkleri, milliyetleri, cinsel yönelimleri, görünümleri, etnik kökenleri, bir başka söyleyişle “eylemleri değil var oluşları nedeniyle” maruz kaldıkları saldırganlık içeren davranışlardır. Diğer suç tiplerinden farklı olarak nefret suçları, saldırganların, kurbanlarının var oluşlarına yönelik tehditlerdir ve kurbanlar bireysel, kişisel özellikleri ya da edimleri değil, ait oldukları grubun varlığı, o gruba aidiyetleri nedeniyle nefret suçlarının hedefidirler. Bu nedenle nefret suçları konusuyla ilgili her şey doğası gereği toplumsaldır; sadece saldırganların ya da mağdurların değil toplumun tümünün yaşama biçimiyle, toplumu oluşturan farklı grupların birlikte yaşamaya ilişkin anlayışları ve bu anlayışın, ideolojinin sonuçlarıyla doğrudan ilişkilidir, dolayısıyla bütünüyle politiktir.

Suç, genel olarak toplumsal bir olgudur ve toplumsal olan her şey sonuç olarak her tür suçla ilgili olgular açısından belirleyicidir fakat nefret suçları özel olarak, bir toplumda gruplar arası ilişkilerin yaşanma biçiminden kaynaklanan, gruplar arası ilişkiler sonucunda oluşan şiddet konusuyla doğrudan ilişkilidir. Nefret suçlarına neden olan, mağdurlara yönelik kişisel geçici öfke ya da planlı zarar verme isteğinden kaynaklanan, saldırganların kişisel motivasyonları değildir, mağdurun ait olduğu gruba yönelik önyargılar, ayrımcılık ve yanlılıklardır. Dolayısıyla, sadece bir insana ya da gruba ruhsal ya da fiziksel zarar verilmesi sonucunu doğurmazlar aynı zamanda saldırılara maruz kalan gruplara ait insanların, kendilerini ifade etmeleri hatta varlıklarını sürdürmeleri önünde de ciddi tehdit ve engel oluştururlar. Nefret suçlarına hedef olmaktan korunmanın tek yolu böylece kendiliğinden, insanın oluşunu, varlık biçimini reddetmesi, en hafifinden varoluşunu görünmez kılmaya çalışması haline gelir ki bu da nefret suçlarının nedeni olan ideolojik arka planın esasen, toplumda belirli grupların varlığına yönelen bir tehdit oluşturduğunu gösterir. Nefret suçlarının yarattığı tehdit ve korku ortamının olası mağdurlara mesajı açıktır: Ya böyle var olma ya da böyle olduğunu belli etme! Bu söylemin bir yanı, nefret suçlarının asıl aktörü olan homofobik yaklaşımın temelini oluşturur: Böyle olma, olduğun gibi olduğunda varlığımızı ve iktidarımızı tehdit ediyorsun, yok olman ya da yok edilmen gerekiyor. Diğer yanı da yüreği hiç kimsenin incinmesine dayanamayan ama her şeyin eskisi gibi sürmesinden ve ona dokunmayan yılanın bin yaşamasından yana olan iyi kalpli homofobiklerin üstten bakan, akıl veren kibirli ve bin yüzlü hak anlayışına rehberlik eder: Olduğun gibi olmana hiç itirazım yok, ama gözümüze görünme, mahallende, gettonda, barında, parkında, yatak odanda kal!

Nefret suçlarının hedeflerinin hangi gruplar olduğu, bu suçların niteliğinin de en önemli göstergelerinden biridir. Dünyanın farklı coğrafyalarında saldırganların hedefleri, o toplumda hangi grupların ayrımcılığa uğradığına bağlı olarak değişmekte fakat saldırganların zihniyet yapıları, motivasyonlarını oluşturan ve besleyen böylece suçu belirsiz hatta bazen meşru kılan ideolojik ortam değişmemektedir. Örneğin ABD’de nefret suçlarıyla ilgili istatistikler ırksal önyargı ve ayrımcılıktan kaynaklanan ve nefret suçları kapsamına giren saldırıların ilk hedefinin siyahlar olduğunu göstermektedir. Bizim ülkemizde benzer istatistikler olmamasına hatta henüz bu tür saldırıların “nefret suçu” olarak teşhis edilmesinde bir söz birliği bulunmamasına karşın, medyada yer alan haberlerden ve insan hakları örgütlerinin verilerinden hareketle, nefret suçlarının mağdurlarının en büyük sıklıkla, cinsel yönelimleri ve etnik kökenleri nedeniyle bu saldırıların hedefi olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de de diğer pek çok ülkede olduğu gibi, cinsel yönelim, etnik köken, dini ya da mezhebe dayalı inançlar, daha kapsayıcı bir yaklaşımla söylersek, çoğunluğu belirleyen tektipçi ideolojik iktidar anlayışlarının dışında kalan var olma biçimleri farklı zamanlarda ve farklı biçimlerde nefret suçlarının hedefi olabilmektedir.

Nefret suçlarının kişisel olmaktan çok toplumsal, ideolojik bir arka plandan beslendiği, saldırıları gerçekleştiren faillerin, ideolojik olarak belirli benzerlikleri olmasıyla da desteklenmektedir. ABD’de hüküm giymiş suçlular üzerinde yapılan çalışmalar, saldırıların maddi bir çıkar ya da belirli bir amaç için gerçekleştirilmediğini, yanlılığın türü ne olursa olsun, nefret duyulan gruba üstünlük sağlamak amacı taşıdığını göstermektedir. Saldırganlık diğer suçlarla karşılaştırıldığında daha araçsaldır ve pek çok sembolik öğeden beslenmektedir; planlı, amaç yönelimli ve belirli bir uyarılmışlık düzeyiyle saldırılar gerçekleşmektedir. Suçluların genel olarak patolojik özellikler göstermedikleri ya da suça yönelmelerindeki asıl faktörün ruhsal sorunları olmadığı görülmüştür. Saldırganların davranışlarında, dini inançlarının da, mağdurların, özellikle cinsel yönelimleri nedeniyle hedef seçildikleri suçlar açısından etkili olduğu bulunmuştur.

Ayrıca homofobik ideolojilerden ve ayrımcılıktan beslenen nefret suçları genel olarak sanılanın aksine çoğunlukla cinsel taciz biçiminde ortaya çıkmamakta, diğer gruplara yönelen saldırganlık davranışlarıyla benzer örüntüler göstermektedir.

Ülkemizde yapılan pek çok akademik çalışmada da, homofobinin genel olarak otoriterlikle, sağ ve sol ideolojilerden bağımsız olarak muhafazakârlıkla bir arada bulunduğu ve diğer ayrımcılıklarla birlikte ortaya çıktığı bulunmuştur.

2003-2004 yılları arasında Los Angeles güvenlik birimleri tarafından rapor edilen 1045 nefret suçu üzerinden yapılan araştırmada nefret suçlarının özellikleri ortaya çıkarılmaya çalışıldı. 2006’da sunulan bir başka istatistik? bilgi ise FBI verilerine dayanıyor. Her iki çalışmada da, rapor edilen veriler ortak yanlar taşıyor. 7.720 nefret suçu olarak nitelenebilecek saldırının tümü belirli gruplara ilişkin önyargı, ayrımcılık ve yanlılıklara dayanıyor. % 51,8’i ırksal önyargı; 18,9’u dinsel yanlılık, 15,5’i cinsel yönelim yanlılıkları, 12,7’si etnik-bölgesel yanlılıklar. Bir saldırı da engelli bir yurttaşa yönelik olarak gerçekleşmiş. Saldırıların yaklaşık üçte biri mağdurun evinin yakınında ya da mahallesinde, dörtte biri otoban, sokak ya da kamusal alanlarda, % 12,2’si okullarda, % 6’sı park alanlarında ya da garajlarda, % 4’e yakını ise kilise, sinagog ya da dini ibadet mekânlarında. ABD’de güvenlik birimlerince yayınlanan farklı yıllara ait istatistikler, belirli şehirlerde belirgin biçimde yoğunlaşan çeşitli azınlık gruplarına ait nefret suçlarının yaklaşık % 12-25’i arasında değişen oranlarda mağdurların cinsel yönelimleri nedeniyle işlendiğini ortaya koymaktadır. Ölümle sonuçlanan mağduriyetlerin ise yarısından fazlası homofobik tutumlarla işlenmiş anti-gey suçlardır. El ele dolaşmakta olan gey ve lezbiyen çiftlere yönelik laf atmadan, açık sözlü saldırıya, arabaların ya da evlerin tahrip edilmesinden, açık şiddet içeren saldırı ve cinayete varan suçlar. ABD’de pek çok eyalette nefret suçlarına karşı yasa olmasına karşın, bunların sadece yarısında cinsel yönelim nedeniyle işlenen suçlar nefret suçu kabul edilmektedir. 1990’larda yapılan bir tarama çalışmasında gey ve lezbiyenlerin % 25’inin en az bir kez fiziksel saldırıya uğradığı rapor edilmiştir. Bu sayısal veriler ülkemizde olduğu gibi ABD’de ve dünyanın her yerinde, gerçeğin çok küçük bir bölümünü yansıtıyor. Nefret suçlarının diğer kurbanları gibi cinsel yönelimi nedeniyle saldırıya maruz kalanların pek çoğu, daha çok ve ağır bedeller ödemekten kaçınmak için mağduriyetlerini gizliyorlar. Çünkü nefret suçlarını görünür kılmak, aynı zamanda suçun nedenini oluşturan grup aidiyetini de görünür kılmayı zorunlu hale getiriyor. Bütün bu nedenlerle özellikle cinsel yönelimleri nedeniyle nefret suçlarının hedefi haline gelen insanlar için mağduriyet, örneğin ırkları nedeniyle bu saldırılara hedef olanlardan farklı olarak bir varlık-yokluk meselesi haline gelebiliyor.

Nefret suçları, diğer suçlardan farklı olarak hem kurbanlar hem de genel olarak toplum üzerinde psikolojik hasarlar yaratma konusunda çok daha etkili sonuçlara yol açmaktadır. Aynı zamanda en ağır sonuçlara yol açan insan hakları ihlallerinden biri olarak nefret suçları, kurbanların yaşadığı açık fiziksel zararların dışında, fiziksel zarar görme korkusuna ilişkin artan hassasiyet ve kalıcı stres gibi olumsuz psikolojik sonuçlar doğuruyor. Psikolojik sonuçları açısından uzun süreli travmatik etkiler ve bu travmatik etkiler sonucu ortaya çıkan zihin ve ruh sağlığındaki bozulmalar bazen intihara varan sonuçlara varabiliyor. Aile ya da yakın çevreden sağlanan sosyal destek ve benlik saygısının yüksek olması bu etkileri azaltan faktörler olarak ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte bu faktörlerin, saldırıların ve tehditlerin olumsuz ruhsal etkilerini azaltmaya yardımcı olması ancak, saldırının ağırlığı, şiddeti ölçüsünde gerçekleşmektedir. Ağır ve sürekli saldırı durumlarında anksiyete, gerginlik, depresyon, stres, güvenlik endişesi, öfke ve toplumdan uzaklaşmaktan nefrete kadar varan olumsuz duygulara ve yaşantılara yol açan sonuçlar adeta kaçınılmazdır. Post travmatik stres bozukluğu en sık görülen tablodur. Cinsel yönelimleri nedeniyle saldırıya uğrayan geylerle yüz yüze görüşmeler yoluyla yapılan niteliksel bir araştırmada, saldırıya uğrayan insanların yaşadıkları sosyal ve psikolojik deneyimler 6 ana başlıkta sunulmuştur:

1.Katılımcıların ortak olarak paylaştıkları başlıca olumsuz duygu, kontrol algısı ve duygusunu kaybetmektir. Mağdurlar, yaşadıkları saldırılar sonucunda yoğun çaresizlik duyguları yaşamakta ve çevreleri, ortam ve genel olarak yaşamları üzerindeki kontrollerini yitirdikleri duygusuna kapılmaktadırlar. Bu kontrol kaybı insanları hareketsiz kılmakta, günlük aktivitelerini bile gerçekleştirmede zorluklar yaratacak boyutlara varan davranışsal sorunlara yol açmaktadır.

2. Katılımcılar, yaşadıkları saldırıya ilişkin herhangi bir hatırlatıcı uyaranla karşılaştıklarında, travmayı yeniden yeniden yaşamaktadırlar. Tekrarlayıcı biçimde benzer olumsuz duygular, korkular oluşmaktadır. Dolayısıyla saldırının etkileri saldırı anından çok daha uzun bir sürece yayılarak ortaya çıkmaktadır.

3. Mağdurlar, yoğun suçluluk duyguları yaşamaktadırlar. Bilişsel olarak kendilerini davranışsal ya da kendi özellikleri nedeniyle suçlamakta; diğer insanlar tarafından da, saldırıdan kendi davranışları nedeniyle sorumlu tutularak suçlanmaktadırlar.

4. Katılımcıların sosyal destek ağlarından yararlanma süreçleri de saldırıyı görünür kılma biçimleri ve dereceleriyle ilgili olarak gerçekleşmektedir. Mağdurların yaşadıkları deneyimi kendiliğinden, kontrollü olarak, sağaltım amacıyla ya da yasal yollardan hakkını aramak için görünür kılmasına bağlı olarak yaşadığı deneyim farklılaşmaktadır. Öğrenilmiş çaresizlik genellikle saldırıyı görünür kılmayı engelleyen en önemli faktörlerden biridir.

5. Mağdurlar genellikle duyusal, davranışsal ve bilişsel taktikler kullanarak nefret saldırılarının art etkilerinden korunmaya ve nefret suçlarıyla başa çıkmaya çalışmaktadırlar.

6. Mağdurlar, yaşadıkları nefret ideolojilerinden kaynaklanan saldırılar sonucunda, genellikle cinsel yönelim kimlikleriyle yüzleşmektedirler. Kimi zaman gey olmanın kendisiyle yüzleşmekte ve cinsel yönelimlerini sorgulamaktadırlar. Çoğunlukla, görünüşlerini sorgulamakta ve nefret saldırılarından korunmak için daha erkeksi görünmeye çabalamayı denemektedirler. Mağdurların bir başka tepkisi gey kimliklerine daha çok angaje olmalarıdır. Nefret suçlarına karşı örgütlenmelere katılmakta, geylerin hakları için kurulan sivil örgütlere katılmakta ya da bu örgütlere olan bağları güçlenmektedir.

Nefret suçlarına yol açan ideolojik arka planı oluşturan toplumsal bağlam, hukuk, medya, insan ilişkileri, genel olarak gruplar arası ilişkiler, iktidar ve hegomonik yapılar kısaca sistem tarafından belirleniyor. Pek çok ülkede, nefret suçlarıyla ilgili hukuksal süreçler konusunda yapılan çalışmalarda, jüri üyelerinin cinsel yönelimlerinin kararı nasıl etkilediğine dair bir bulgu olmasa da, etnik kökenlerinin mağdurların ve saldırganların etnik kökenleriyle benzerliğinin, kararları etkilediğini gösteren bulgular vardır. Gerek yasaların yapılması, yorumlanması sürecinde gerekse hem mağdur hem de saldırgan açısından savunma süreçlerinde psikolojik ve sosyal psikolojik süreçler etkili olmaktadır. Yapılan pek çok çalışma, aynı zamanda mağdurların kendilerini ifade ediş biçimlerinin, saldırının niteliğinin ve yarattığı hasarın da kararları etkilediğini göstermektedir. Nefret suçlarına karşı alınacak önlemler bakımından ağır cezalardan yana olma ya da ağır cezaların caydırıcı olabileceğini düşünme genellikle, nefret suçlarının arka planını oluşturan ayrımcılık ve nefret söylemine karşı olmaktan kaynaklanan bir ideolojik tavır olarak ortaya çıkmamakta, daha ziyade bir grubun ya da genel olarak toplumun huzurunu sağlamaya yönelik bir önlem olarak düşünülmektedir. Bu eğilim sadece hâkim grupların söylemi olarak ortaya çıkmamakta, ayrımcılığa uğrayan gruplar arasında da yaygın olarak varlığını sürdürmektedir. Eşcinsel üniversite öğrencileri arasında yapılan bir çalışmada, ait olunan gruba ilişkin olumlu benlik duygularının, yani eşcinsel olma kimliğiyle barışık olmanın, nefret suçlarına karşı duyarlılığı yükselttiği ve ağır cezalardan yana olma eğilimini arttırdığı bulunmuştur. Ayrıca bütün toplumsal gruplar açısından genel olarak topluluğa ait olma duygusunun da nefret suçlarına karşı daha duyarlı olma sonucuna yol açması söz konusudur. Literatürdeki çalışmalar genel olarak, liberal dünya görüşleri arttıkça ağır cezalandırmadan yana olma eğiliminin azaldığını tersine muhafazakârlık arttıkça yükseldiğini göstermektedir. Bu olgu nefret suçlarıyla mücadelede önemli sorunlardan birini oluşturmaktadır. Ağır cezalardan yana olma, bir yandan nefret ideolojilerini ortaya çıkaran genel toplumsal bağlamın ve farklı gruplar arasındaki ilişkilerin ayrımcılıkla belirlenmesini engellemenin tek yolu olarak görünen demokratikleşmenin önünde bir engel olarak durmakta, öte yandan nefret suçları arttıkça ağır cezalardan yana olma eğilimi de yükselmekte, dolayısıyla nefret suçlarının zeminini oluşturan muhafazakârlık eğilimleri pekişmektedir. Bu paradoksal durum aslında nefret suçlarının ve bu suçlara neden olan nefret söyleminin bütünüyle ortadan kalkmasının, toplumsal iktidar ilişkileri ve gruplararasındaki hiyerarşik toplumsal örgütlenmenin değişmesiyle mümkün olabileceğini, dolayısıyla nefret söylemiyle mücadelenin asla sadece bu söylemin hedefi olan grupların sorunu olmadığını göstermektedir.

Medya, dünyada ve ülkemizde nefret suçlarına yol açan ayrımcılığı oluşturan ve besleyen kalıp yargıların, önyargıların kısaca nefret söyleminin kurulmasında ve yaygınlaştırılmasında en etkili aracılardan biridir. Medyanın nefret suçları kapsamında ele alınabilecek eylemleri haberleştirme, kullanılan dil ve mağdurları ya da olayı sunma şekli, eylemi meşrulaştırmaya ve suçun altında yatan ayrımcılığı gizlemeye yol açabilir; sıklıkla böyle olmaktadır. Örneğin, Türkiye’de bütünüyle nefret suçları kapsamında görülmesi gereken eşcinsellere, travesti ve transseksüellere yönelik saldırılar, genellikle mağdurların yarattığı tahrik sonucunda oluşan eylemler gibi sunulmaktadır. Açık bir saldırı ve çoğunlukla cinayete varan ya da bizim ülkemizde ancak ölümle sonuçlandığında “haber” değeri taşıyabilen suçlar, mağdurların çıkardıkları “olaylar” sonucunda gerçekleşmiş, “doğal” sonuçlar olarak ele alınmaktadır. Genellikle mağdurlar, faillerin “hassasiyetlerine” dokunur ve cezalarını bulurlar; oysa failin hassasiyetinin tek kaynağı ayrımcılık ideolojileridir. Bu yaklaşım, sadece şiddeti meşrulaştırmakla kalmaz, aynı zamanda kendini ifade etme ve gerçekleştirme hakkının, bir toplumda kimlere ait bir ayrıcalık olduğunu da tarif eder; bu doğrudan herkesin sadece insan olmak bakımından eşit olduğu ön kabulüne dayanan çoğunu bizim de kabul ettiğimiz evrensel hukuk normlarının çiğnenmesi anlamına gelir.

Nefret suçları ve bu suçların nedeni olan ayrımcı ideolojilerle mücadele çok boyutlu yapısı nedeniyle hukuk, medya, eğitim başta olmak üzere toplumsal bütün yapıların sorgulanması ve yeniden yapılandırılmasıyla doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla sadece nefret söyleminin ve suçlarının hedefi olan grupların sorunu olarak görülemez; herkes için yaşanabilir bir dünya isteğini dile getiren ve varlık nedenini bu isteğe dayandıran her türden politik iradenin öncelikli hedefi ve sorumluluğu olmak zorundadır. Kuşkusuz dünyada olduğu gibi ülkemizde de nefret söylemi ve suçları giderek yaygınlaşmaktadır ama hepimizin gelecek tahayyülünü besleyen ve umut veren tek şey hâlâ ve sadece giderek daha görünür hale gelen özgürlük mücadeleleridir.

Dipnot: Yaşadığımız coğrafyada çok yaygın olan cinsiyete dayalı grup aidiyeti nedeniyle kadınların maruz kaldıkları çoğunlukla da ölümle sonuçlanan saldırılar, ilgili literatürde genellikle nefret suçları kapsamında ele alınmamaktadır; bu yaklaşımın cinsiyetçi ideolojilerden beslenen kendine özgü nedenleri vardır. Bu yazıda bu konu, bir başka yazıda ele alınmak üzere, yazının amacı ve sınırları nedeniyle dışta bırakılmıştır.

Adana Travestileri, Ankara Travestileri, Antalya Travestileri, Aydın Travestileri, Balıkesir Travestileri, Blog Travesti, Bursa Travestileri, Denizli Travestileri, Diyarbakır Travestileri, Gaziantep Travestileri, Genel, Hatay Travestileri, istanbul travestileri, İzmir Travestileri, İzmit Travestileri, Kayseri Travestileri, Kocaeli Travestileri, Konya Travestileri, Sakarya Travestileri, Samsun Travestileri, Travesti, Van Travestileri kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

“Dönmelere Doyamadık” kitabı çıktı!

Pembe Hayat’ın Temmuz ayında Side’de düzenlediği Trans Kadın Kampı’nın katılımcılarıyla gazeteci-yazar Yıldız Tar’ın gerçekleştirdiği röportajlardan oluşan “Dönmelere Doyamadık” kitabı çıktı. Kitabı Pembe Hayat’tan edinebilirsiniz.

Pembe Hayat’ın bu yaz Side’de düzenlediği Trans Kadın Kampı’na katılan trans kadınlarla röportajlardan oluşan “Dönmelere Doyamadık” kitabı çıktı.

Kaos GL ve Pembe Hayat derneklerinin birlikte hazırladığı kitapta KaosGL.org editörlerinden gazeteci-yazar Yıldız Tar’ın beş farklı şehirden trans kadınlarla yaptığı söyleşiler yer alıyor.

Trans kadınlar anlatıyor: Hayat işte bacım!

Farklı meslek ve yaş gruplarından on bir trans kadının eğitim, çalışma hayatı, sosyal güvence, barınma, göç, nefret saldırıları, gündelik yaşam, hukuk, cezaevleri, sağlık ve transfobiyle mücadele gibi konulardaki deneyim ve düşüncelerinin yer aldığı kitabın alt başlığı ise: “Trans Kadınlar Anlatıyor: Hayat İşte Bacım!”

Medyanın görmezden geldiği ya da “travesti terörü” haberlerine sıkıştırdığı trans kadınların kendi deneyimlerini, kendi dillerinden aktardığı kitaba ücretsiz olarak Pembe Hayat LGBTİ Derneği’nden ulaşabilirsiniz. Farklı şehirlerdeki LGBTİ örgütlenmelerine de dağıtımı yapılacak kitaba ulaşmak için bilgi@pembehayat.org adresine mail atmak yeterli.

Ankara, Eskişehir, İstanbul, İzmir ve Mersin’den trans kadınların yer aldığı bu kitap; Pembe Hayat’ın bir trans ağı oluşturma hedefinin ön çalışmalarından birisi. Bu sene bir kampta ve “Dönmelere Doyamadık” kitabında trans kadınları bir araya getiren dernek; önümüzdeki yıllarda trans erkeklere dönük bir kamp da organize etmeyi düşünüyor.

Medyadaki görünmez duvarları aşma ümidiyle…

Kitaptaki söyleşileri gerçekleştiren Yıldız Tar ise bu çalışmanın “medyadaki görünmez duvarları” aşmasını ümit ettiğini belirterek şunları kaydetti:

“Bambaşka hayatlarda gelen on bir farklı trans kadının deneyimleri, transların gökyüzündeki yıldızlar kadar çeşitli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Bu çalışma, kalıp yargılara hapsedilen trans kadınların birbirlerinden ne kadar farklı olduklarını göstermenin yanı sıra; ortak olarak paylaşılan ayrımcılık ve transfobiyi de görünür kılmak için yapıldı. Umarız, trans kadınların hayatın her alanında verdikleri mücadele ve direnişe bir nebze de olsa katkımız olmuştur.”

Kitapta yer alan trans kadınlar ve röportaj başlıkları ise şöyle:

Ayta Sözeri (İstanbul): Sahne teklifi yapan mekan daha önce beni içeri almamıştı
Gani Met (Ankara): Nonoşluğun tuhaf bir garibanlığı vardır
Buse Kılıçkaya (Ankara): Haklı bir galibiyet aldık, önümüzdeki maçlara bakıyoruz
Deniz Şapka (İstanbul): Evlilik de bir tür seks işçiliğidir!
Michelle Demischevich Kurt(İstanbul): Kar altında iç çamaşırımla sokakta sürüklendim!
Doğa Ç. (Ankara): Komutandım, trans olduğumu söyleyince her şey sıfırlandı
Oya Özgün Hazan (Ankara): Kurumamak için mücadele etmemiz lazım
Demet Yanardağ (İzmir): Çükünü çıkartıp “Ağzına al” diyen polisleri biliyorum
Yağmur Arıcan (Mersin): Yaşadığım şehri terk etmek istemiyorum
İrem Aşık (Eskişehir): İşyerlerine trans kotası konulmalı
Zara (Ankara): Nefret Suçları Yasası’nda yokuz

Adana Travestileri, Ankara Travestileri, Antalya Travestileri, Aydın Travestileri, Balıkesir Travestileri, Blog Travesti, Bursa Travestileri, Denizli Travestileri, Diyarbakır Travestileri, Gaziantep Travestileri, Genel, Hatay Travestileri, istanbul travestileri, İzmir Travestileri, İzmit Travestileri, Kayseri Travestileri, Kocaeli Travestileri, Konya Travestileri, Sakarya Travestileri, Samsun Travestileri, Travesti, Van Travestileri kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Kars’ta homofobik nefret saldırısı!

Kafkas Üniversitesi öğrencisi LGBTİ aktivisti Birkan Perincek 4-5 kişilik bir grubun homofobik saldırısına uğradı. Geçtiğimiz yıl bilgisayarı çalındığında polislerin suçluyu yakalamak yerine cinsel yöneliminden ötürü ayrımcılığa uğradığını ve polislerin kendisine “Teşkilattan kimlerle yattın” gibi sorular yönelttiğini belirten Perincek bu sebepten polise gitmediğini söyledi.

LGBTİ’ler anayasal olarak korunmaz, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı nefret söylemi ve suçlarına dönük herhangi bir yaptırımın bulunmazken yeni bir homofobik saldırı daha yaşandı.

Kars’ta 26 Mart günü akşam saatlerinde arkadaşlarıyla buluşmak için sokakta bekleyen Kafkas Üniversitesi öğrencisi ve LGBTİ aktivisti Birkan Perincek homofobik saldırıya uğradı.

Çevredekiler saldırıyı izledi!

Olay öncesi bir arkadaşıyla oturduğu kafeden ayrılıp başka bir arkadaşıyla buluşmak için ana cadde üzerinde bekleyen Perincek 4-5 kişi olduklarını belirttiği kişilerin saldırısına maruz kaldı. Arkasından “Top, ibne” şeklinde bağırdıklarını belirten Perincek kendisinden önce sigara istediklerini ve sigarayı uzattıktan sonra karşıya geçtiğini belirtti. Ancak kişiler arkasından gelerek saldırdı. Açık herhangi bir dükkan bulamayan Perincek sokakta bulunan birkaç kişinin de kendisine yardım etmediğini belirtti.

Saldırıdan bir yıl önce de polisten ayrımcılık: “Teşkilattan kimlerle yattın?”

Daha sonra beklediği arkadaşı gelerek kendisini araçla aldı ve eve bıraktı. Polise ya da hastaneye gitmek istemediğini belirten Perincek bunun nedenini şöyle açıkladı: “2014 Ocak ayında evime hırsız girdi ve bilgisayarım çalındı. Bunun için karakola gittiğimde polisler cinsel yönelimimden dolayı üzerime geldi. Bir başkasının pornosunu bilgisayarımda sakladığım için bilgisayarımın çalındığını iddia eden polisler daha sonra da ‘Teşkilattan kimlerle yattın?’ gibi sorularla üzerime geldiler ve kamera görüntüleri olduğu ve ben suçluyu tespit ettiğim halde hiçbir şey yapmadılar. Hastaneye gitsem dün gece yaşadığım olay polise gidecekti ve ben aynı şeyleri tekrar yaşayacaktım. Bu nedenle ne polise ne de hastaneye gitmek istemedim” şeklinde konuştu.

Ayrımcılık her yerde!

“Herhangi bir gaspın olmadığı saldırıda saldırganlar bıçak çektikleri halde sadece tekmelerle saldırarak olay yerinden uzaklaştılar” diyen Perincek aynı gün Kars’ta bulunan bir kafede de cinsel yönelimi nedeniyle ayrımcılığa uğradığın ifade etti. Kendisine ve yanındaki arkadaşına hizmet verilemeyeceği belirtilerek kafeden çıkarıldıklarını da kaydetti. Perincek benzer ayrımcılıkları daha önce de yaşadıklarını sözlerine ekledi.

Adana Travestileri, Ankara Travestileri, Antalya Travestileri, Aydın Travestileri, Balıkesir Travestileri, Blog Travesti, Bursa Travestileri, Denizli Travestileri, Diyarbakır Travestileri, Gaziantep Travestileri, Genel, Hatay Travestileri, istanbul travestileri, İzmir Travestileri, İzmit Travestileri, Kayseri Travestileri, Kocaeli Travestileri, Konya Travestileri, Sakarya Travestileri, Samsun Travestileri, Travesti, Van Travestileri kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Grinin Elli Tonunu izleyen seks oyuncağına sarıldı

2007’den bu yana (özellikle 2012 ve 2013 yıllarında), Amerika’da seks oyuncaklarıyla meydana gelen yaralanmaların sayısı 2 katına çıktı; Grinin Elli Tonu kitaplarının çıkışından sonra gözle görülür bir artış oldu.

Washington Post’un raporuna göre sayılar, Ulusal Elektronik Yaralanmalar Denetim Hizmeti’nin tahminleri ve 1991 yılından beri kazazede kayıtlarını tutan bu kurumun tahminleri oldukça güvenilir görünüyor.

Masaj aletleri ve vibratörlerden kaynaklanan yaralanmalar başlangıçta düşüktü, ama 2005 yılından sonra keskin bir artışa geçti; Amerika’nın dört bir yanından 1500 kişi cinsel ilişki sırasında oluşan sakatlıklardan dolayı tedavi gördü.

En çok sakatlanan grup ise orta yaşlı erkekler oldu. Erkek hastaların %58’i 44 yaş civarı orta yaşlı grubunda yer alırken, kadınlarda orta yaş grubu 30 yaş civarını kapsıyor. İlginç bir bilgi olarak gözümüze çarpan ise, hasta kayıt sistemine geçen en yaşlı erkeğin 85 yaşında olması.

2012 yılında yaşanan büyük artış sayıları ise şöyle; 2500 kişi cinsel ilişki sırasında oluşan yaralanmalar nedeniyle tedavi görüyor. Grinin Elli Tonu’nun ilk kitabı 2011 yılında çıktı. Bu iki durum arasında bir ilişki olduğuna dair kesin bir kayıt bulunmasa da, kölelik temalı bu erotik roman serisi on milyonlar tarafından okundu.

Herkesin heyecanla beklediği Grinin Elli Tonu’nun vizyona girmesinden hemen önce, Atlantik’in her iki yakasında seks objeleri satan dükkan sahiplerinin kırbaç, Ben Wa topları ve kısa kürek stokladığı rapor edildi.

Amerika’nın ünlü perakendecisi (20 adet Grinin Elli Tonu markalı ürüne sahip) Babeland, büyük miktarda göz bağı ve vibratör stokladı. Kurucu ortak Claire Cavanah; “Beklentilere cevap vermeye hazırız” açıklamasında bulundu. Romanlardan sonra, Babeland’in New York kolunda %40 oranında artış oldu.

İngiliz şirketi Lovehoney’nin sahibi Neal Slateford –kendisi 2012 yılında EL James ile çalışıp resmi Grinin Elli Tonu ürünlerini üretti- arz konusunda müthiş bir artık bekliyor: “ Filmin yayınlanan her fragmanından sonra satışlarda ani artışlar yaşadık; bu durum, filmlerin ne kadar etkili olacağının iyi bir göstergesi.”

Adana Travestileri, Ankara Travestileri, Antalya Travestileri, Aydın Travestileri, Balıkesir Travestileri, Blog Travesti, Bursa Travestileri, Denizli Travestileri, Diyarbakır Travestileri, Gaziantep Travestileri, Genel, Hatay Travestileri, istanbul travestileri, İzmir Travestileri, İzmit Travestileri, Kayseri Travestileri, Kocaeli Travestileri, Konya Travestileri, Sakarya Travestileri, Samsun Travestileri, Travesti, Van Travestileri kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yeni trend: Eve köle çağırmak!

“Geçenlerde sevgilimle eve bir köle çağırdık”

Tanımadığınız birini evinize çağırıp, boynuna tasma takarak dolaştırır mısınız? Serli Kibar, dar bir çevre içinde yeni bir trend haline gelen BDSM akımını Tempo dergisi için yazdı.

Tanımadığınız birini evinize çağırıp, boynuna tasma takarak dolaştırır mısınız? Bu tuhaf soru, fantezilere dayalı bir tür ilişki akımı olan ‘BDSM’ye kendini kaptıranlar için gayet doğal. Kölelerle, sahibeleri buluşturan bu akım aklın sınırlarını zorluyor. Dinledikçe, araştırdıkça karşımıza çıkanlar eminiz sizi de şaşırtacak.

Bundan birkaç ay önce arkadaş çevremde birinin “Geçenlerde sevgilimle eve bir köle çağırdık” demesi tüm gözleri ona çevirdi. 21’inci yüzyılın modern dünyasında hâlâ kölelerin olduğunu biliyordum ama eve çağırmak da neyin nesiydi? “Hayır” dedi, “Bu çok daha farklı bir durum. Bizim de bir arkadaşımız aracılığıyla haberimiz oldu; bize verilen telefon numarasını aradık. Kendimizi tanıtıp, evimizin adresini verdik. Gelir gelmez, neye uğradığımızı şaşırdık. Kız arkadaşımın ayaklarına kapanıp ‘Efendimiz ne isterseniz yapacağım’ dedi. Biz de ne yapılması gerektiğini bilemediğimiz için oturtup, biraz onu tanımaya çalıştık.” Eve çağırdıkları köle 30’larında bir muhasebeci çıkmış. “Senin, benim gibi bir adam” diye anlatıyor. Ama hakkında daha fazla bilgi vermeyip, “Ben size hizmet etmeye geldim, ne isterseniz onu yapacağım” demiş. Sonunda evi temizletmişler. Asıl şaşırtıcı olan, çıkarken söylediği; bir yandan da bu, oyunun sınırsızlığını ortaya koyuyor: “Efendimiz beni sevmedi; çünkü beni yeterince aşağılamadı.”

İtaat et, çorap kokla
Araştırınca ortaya çıktı ki, Türkiye, ‘köle’ ve ‘sahibe’lerle dolu. Sosyal medyada, özellikle Facebook’ta ‘itaatkâr’ ya da ‘sahibe’ kelimeleriyle arama yapınca karşınıza onlarca sayfa çıkıyor. Yüzleri görünmeyen ‘güçlü sahibe’ler, aşağılanmaya hazır olduğunun tüm ipuçlarını veren ‘köle’lerin fotoğraflarından hemen anlıyorsunuz. Bağlantı kurmak için mesaj bırakmak yeterli. Bir kölenin tek istediği hizmet etmek, aşağılanmak ve azarlanmak. İşin ilginç yanı bunu hiçbir maddi çıkar beklemeden yapmaları. Gerisi ‘oyun’.

Bu iş 18’inci yüzyıla dayanan, BDSM ‘oyunu’nun ta kendisi. İngilizce BDSM kısaltmasının açılımı ‘olay’ı anlatıyor: B (bondage) kölelik, D (discipline) disiplin, D (domination) otorite, S (submission) teslimiyet, S (sadism) sadizm, M (masochism) mazoşizm anlamına geliyor. Bu oyunda, rızaya bağlı olarak fiziksel baskı, kuvvetli duyusal uyarımlar uygulayabiliyor, güçlü rolü oynayıp fantezilerinizi gerçekleştiriyorsunuz. Tamamen kişilerin rızasıyla; şiddet, baskı ve hiyerarşi mekanizmalarını çalıştırıyorsunuz. Ya da bunun tam tersini yaşıyorsunuz. Her şey alışılagelmiş sado-mazo ilişkiden ibaret. Şaşırtıcı olan bu oyunun yaygınlığı. Yaptığımız Facebook ve Google aramalarında karşımıza çıkan tablo, Türkiye’nin dört bir yanından kadınların kendilerine köle aradığı. Aralarında lise öğretmeni olduğunu söyleyenler bile var. Yani sabah okulda eğitim veren bir müdire, evine döndüğü zaman kırbacını eline alıp, bir plazanın 15’inci katında çalışan havalı finansçıya ya da karşı sokakta bürosu olan iyi yüzlü sigortacıya itaat etmesi için emirler yağdırıyor, dahası boynuna tasma takıp evin içinde gezdiriyor, çoraplarını koklatabiliyor ve belki de en kötüsü pet şişenin içine idrarını koyup ‘kölesi’ne bunu içirebiliyor. Türkiye’de sosyal medya platformlarında birbiriyle tanışan ‘sahibe’ – ‘köle’ler arasında evli çiftler, eşcinseller ve travestiler de var.

İki taraf da yaşadıklarını anlatmayı sevmiyor. Yine de içlerinden birini ikna ediyoruz. Konuştuğumuz ‘köle’ 30’lu yaşlarında, kariyer sahibi bir erkek; bir ‘sub-submissive’. Yani sınırları var. Bunu bilmek önemli, çünkü bu oyunun içinde, sınırları olanlar kadar tüm duvarlarını yıkanlar da var. Görüştüğümüz ‘köle’ kesinlikle ismini ya da tanınmasını sağlayacak ipuçlarını yazmamızı istemiyor ama sorularımızı içtenlikle yanıtlıyor: İş hayatını nasıl sürdürüyor? Sabit bir efendisi var mı? Efendisi kadın mı, erkek mi? Cinsellik bu işin ne kadar içinde? İşkence yaparak mı seks yapıyor? Bu ahlaksızlık mı? Suç mu? Eğlenceli mi? Ve belki de en önemlisi bunu neden yapıyor?

Adana Travestileri, Ankara Travestileri, Antalya Travestileri, Aydın Travestileri, Balıkesir Travestileri, Blog Travesti, Bursa Travestileri, Denizli Travestileri, Diyarbakır Travestileri, Gaziantep Travestileri, Genel, Hatay Travestileri, istanbul travestileri, İzmir Travestileri, İzmit Travestileri, Kayseri Travestileri, Kocaeli Travestileri, Konya Travestileri, Sakarya Travestileri, Samsun Travestileri, Travesti, Van Travestileri kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Seksten Zevk Almanın 9 Altın Kuralı

SEKSİ DAHA ZEVKLİ HALE GETİRMEK İÇİN NELER YAPABİLİRSİNİZ?

Seksin en yoğun yaşandığı yaşlar 20 ila 40 arasıdır. Ancak kişiler vücutlarıyla barışık olurlarsa ve fantezilerini geliştirebilirlerse, bu yaş aralığı genişler ve hayatları boyunca cinsel yaşamlarını devam ettirebilirler. Jinekolog Operatör Dr. Turgay Karakaya, seksi daha zevkli kılmak için önerilerde bulundu.

Yaş ilerledikçe veya uzun birlikteliklerde cinsel istekte azalma, erkeklerde ereksiyon ve boşalma problemleri, kadınlarda lubrikasyon-kuruma problemleri meydana gelebilir. Bu gibi faktörler cinselliği de mecburiyetten yapıyormuşçasına tek düze ve rutin hale getirebilir. Bu rutin yaşam; çiftlerin birbirleriyle yakınlaşmaları, arzularını muhafaza edebilmeleri, vücutlarıyla barışık olmaları, fantezilerini geliştirebilmeleri, cinsel tercihlerini gözden geçirmeleri gibi hususlarla önlenebilir.

Jinekolog Operatör Dr. Turgay Karakaya, seksten zevk almak için şu önerilerde bulundu:

1- Seksin vücut görüntüsü ile hiçbir alakası yoktur

Mükemmel olmayan vücutlar da seksten zevk alır, partnerine zevk verir. Burada tarafların karşılıklı olarak dürüst ve saygılı olmaları, cinselliği bu şekilde yaşamaları önemlidir. Tatmin edici seksi oluşturan pozitif faktörler seks sırasında cinsel istek, tarafların müsaade yeteneği, haklarını değerlendirme yeteneği, cinsellikle ilgili doğru bilgilere sahip olmaları, yeterli heyecanı hissetmeleri ve beyinsel konsantrasyon ile karşılıklı tensel kokunun birbirine çekici gelmesi olarak özetlenebilir.

2- Eğlenmek de seksin bir parçasıdır

Kişilerin dilediğince özgür olması, fanteziler kurması, dürüstlük ve saygı çerçevesinde zevk aldığı şeyleri partnerine sunması, cinselliği ayrıcalıklı bir armağan olarak algılaması ve herkesin zevk almaya hakkı olduğunu kabullenmesi ile cinsel hayatları renklenecektir.

3- Sekste sıklık önemli değildir

Evli bir çiftin seks yapma aralıkları tamamen kişilere göre değişen bir durumdur. Hiçbir çift seks yapma aralığı az diyerek aşağılanmamalıdır. Ancak sürekli birlikteliklerde veya evliliklerde periyodik bir yaklaşımı öneriyoruz. Özellikle karşılıklı sıcaklığı muhafaza etmek açısından periyodik aralıkları önemli buluyoruz. Periyodik belirli aralıklarla tatmin edici birleşmeler, aynı zamanda cinsel fonksiyonun devamı açısından da önemlidir.

4- Sekste çekincelere yer yoktur

Seksin korkutucu çekince içinde değil, samimi ve açık olarak konuşulması mutlu bir cinsel yaşam için bir gerekliliktir. Çiftler birbirine hoşlandığı şeyleri söyleyebilmeli, kendini seks sırasında iyi ve rahat hissetmeli, seksin bir performans gösterisi veya ‘normal’ olması gerektiğini düşünmemelidir. Bu da ancak konuşarak mümkündür.

5- Çocuklu ailelerde seks bitmez

Unutulmamalıdır ki, çocuk sahibi olmak cinsellikaçısından önemli bir faktör değildir. Çiftler günlük yaşamlarına göre cinselliğe ayıracakları zamanı seçmeli ve bu zaman zarfında özellikle birbirlerine konsantre olmalıdır.

6- Sertleşme sorunu, tümüyle kafanızda yarattığınız bir sorun değildir

Son 25 yılda sertleşme sorunlarının tıbbi bir durumdan kaynaklandığı açıklığa kavuşmuştur. Sertleşme sorununun çoğunlukla psikolojik bir yönü olsa da (depresyon, endişe ve stresin rolü olabilir), her zaman fiziksel bir nedeni de vardır.

7- Sertleşme sorunu yalnızca yaşlı erkeklerde görülmez

Bu durum 40 yaşın üzerindeki erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, her yaştaki erkekte meydana gelebilir. Yapılan yeni bir çalışma, 40 ile 70 yaşları arasındaki erkeklerin yaklaşık yarısının zaman zaman sertleşme sağlama ve/veya sürdürmede sorun yaşadığını ortaya koymuştur. Sertleşme sorunlarının oranı yaşla birlikte artsa da, tek başına yaşlanma, sertleşme sorununun bir nedeni olarak görülmemektedir. Sertleşme sorunlarının yaşlı erkeklerde daha sık görülmesinin nedeni, yüksek kan basıncı gibi yaşa bağlı hastalıklardır.

8- Cinsel ilişki için çok yaşlı değilsiniz

Tüm yaşlardaki çiftler cinsel ilişkiyle ilgilidir. Cinsel yaşam, sağlıklı bir ilişkinin önemli bir parçasıdır. Gerçekten de yapılan birçok araştırmada aktif cinsel yaşamın yaşlanmanın çok doğal bir parçası olduğu gösterilmiştir.

9- Çift, karşılıklı çekiciliğini yitirmiş olsa bile bunu tekrar elde edebilir

Önemli olan bunu hangi noktada kaybettikleri konusudur. Çiftler birbirlerine karşı çekiciliklerini şu noktalarda yitirirler: Seks sırasında yetersiz olmaktan, anormal olmaktan çekinirlerse, seksle ilgili noktaları partnerleriyle konuşamazlarsa, seks hakkında hissettiklerini sözcüklerle ifade edemezlerse. Seks sırasında veya sonrasında partnerini yakın hissetmekle, birbirine dokunarak heyecanlanmayı beklemekle, fantezi ve arzularla ilgili suçluluk duymamakla ve erkek-kadın vücudunun nasıl çalıştığını karakterlerini değerlendirmekle tensel uyum ve karşılıklı çekicilik tekrar elde edilebilir.

Adana Travestileri, Ankara Travestileri, Antalya Travestileri, Aydın Travestileri, Balıkesir Travestileri, Blog Travesti, Bursa Travestileri, Denizli Travestileri, Diyarbakır Travestileri, Gaziantep Travestileri, Genel, Hatay Travestileri, istanbul travestileri, İzmir Travestileri, İzmit Travestileri, Kayseri Travestileri, Kocaeli Travestileri, Konya Travestileri, Sakarya Travestileri, Samsun Travestileri, Travesti, Van Travestileri kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Konumuz Seks

Seks, hala hakkında az konuşulan bir konu.‘Ön sevişmeniz ne kadar sürüyor?’,‘Hiç seks oyuncağı kullandınız mı?’ gibi sorular sorulamıyor, sorulsa da verilen yanıtlar her zaman doğru olmayabiliyor. Hal böyle olunca, iş cinsellik araştırmalarına düşüyor. Biz de elele.com.tr’de bir cinsellik anketi yayınladık ve tam 14.500 kadın anketimizi yanıtladı. İşte sonuçlar ve CİSED Başkanı Psikoterapist Cem Keçe’nin değerlendirmeleri…

İlk cinsel ilişkinizi yaşadığınızda kaç yaşındaydınız?
18’den küçük    %36
19-25 yaş arası    %50
26-30 yaş arası    %11
30 üstü    %3

Anket sonuçları ilk cinsel birliktelik yaşının ve korunmasız ilişkiye girme oranının hem erkeklerde hem de kadınlarda her geçen gün düştüğünü gösteriyor. Psikoterapist Cem Keçe, burada dikkat edilmesi gereken konunun cinsel eğitim olduğuna dikkat çekiyor ve anaokulundan itibaren eğitim verilmesinin önemini vurguluyor. Çünkü gençlerin kulaktan dolma bilgilerle cinselliğe adım atmalarını engellemenin yolu, doğru ve sağlıklı bilgilere sahip olmaları.

Şimdiye kadar kaç partneriniz oldu?

0    %17
1    %40
2-3    %23
4 kişiden fazla    %20

Cinsel eğitim verilmemesi, cinselliğin hem bastırılıp hem de kışkırtılması cinsel ilişki yaşanan partner sayısının artmasına yol açabiliyor. Cem Keçe, burada dikkat edilmesi gerekenleri şöyle anlatıyor: “Partner sayısı arttıkça başta Aids olmak üzere onlarca cinsel yolla bulaşan hastalığa yakalanma riski de artıyor. En önemli bulaşma yolu, cinsel temas ve korunmasız cinsel ilişki… Bulaşma için hastalığı olan kişiyle tek bir cinsel temas bile yeterli olabiliyor ve cinsel ilişki sayısı arttıkça bulaşma riski de artıyor.”

Ne kadar sıklıkla cinsel ilişki yaşıyorsunuz?
15 günde 1    %35
Haftada 1    %13
Haftada 2    %19
Haftada 3’ten fazla    %33

Seks yapma sıklığı, her birey ve çift için değişiklik gösterebiliyor. Cem Keçe, “Cinsel ilişki yaşamak, çiftlerin isteğine ve arzusuna bağlı. Bu yüzden çıkan da olağan bir sonuç” diyerek değerlendiriyor anket sonucunu…

Eşiniz ilk birlikte olduğunuz kişi miydi?
Evet    %63
Hayır    %37

Kadın cinselliği üzerinde büyük bir baskı yaratan bekaret kavramı, hala toplumumuzun önde gelen tabularından biri. Bu da gençler üzerindeki psikolojik baskıyı artırıyor. Cem Keçe bekaretle ilgili olarak, “İlkel zamanlardan kalma bir inanış olan ve abartılı bir şekilde önemsenen kızlık zarının bekaretin simgesi olarak görülmesi yerine, kız çocuklarının ruh ve beden sağlığı açısından ebeveynler tarafından cinsellik hakkında bilgilendirilmesi çok daha önemli. Ülkemizde, kişinin daha önce herhangi bir cinsel ilişki, sevişme, karşı cinsle temas, dokunma, oral ve anal yolla yaşanan birliktelik yaşamamış olmasına bekaret adı veriliyor. Mitolojide bekaret, saflığı ve insanın kendini dizginlemesini temsil ediyor. Kızlık zarı, vajina girişinde bulunan, regl dönemlerinde kanın dışarı akabilmesi için doğuştan delik olan ve vajina girişini kapatmayan çok ince bir doku… Nadiren hiç olmayabiliyor, ömür boyu tamamen veya kalıntılar şeklinde kalabiliyor. Fakat çoğu zaman kızlık zarının mevcudiyeti ya da yokluğu bir kızın bakire olduğunun göstergesi olmuyor. Çünkü kızlık zarı çeşitlerinden biri olan anüler hymen (halka halinde kızlık zarı), vajina girişinde oluyor ve ortasındaki delik geniş ya da esnek yapıda olabiliyor ve toplumumuzda en çok rastlanan kızlık zarı da bu… Dolayısıyla, herhangi bir cinsel birliktelik yaşamayan yani bakire olan pek çok kızın kızlık zarının olması ya da olmaması bekaretin kesin kanıtı olmuyor. Bekaret iki bacak arasında değil, beyinde…” diyor.

Nasıl korunuyorsunuz?
Takvim yöntemi     %12
Geri çekilme     %33
Prezervatif     %31
Doğum kontrol hapı     %11
Diğer     %13

Gebelikten ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma, kadının olduğu kadar erkeğin de sorumluluğunda… Çünkü planlanmamış bir gebeliğin kürtajla sonuçlanması veya cinsel yolla bulaşan hastalıklar, çift için büyük bir travma nedeni olabiliyor. Cem Keçe, doğru korunma yöntemleri için çiftlerin birlikte hareket etmesini ve hekim desteği alınmasını öneriyor.

Hiç seks oyuncağı kullandınız mı?
Evet    %22
Hayır    %78

Anket sonucu, seks oyuncağı kullanımının ülkemizde hala bir tabu olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Oysa cinselliğin vazgeçilmezlerinden biri olan cinsel fanteziler ve seks oyuncakları aşırıya kaçılmadığı, kimseye zarar vermediği ve bağımlılık yapmadığı sürece gayet normal ve sağlıklı bir durum. Cem Keçe, “Doğuştan sahip olunan cinsel donanımlar dışında, cinsel yaşama eklenen neredeyse her şey seks oyuncağı adını alıyor. Basit şekliyle, bir seks oyuncağı, çiftlerin zevki arttırmak amacıyla cinsel yaşama kattıkları herhangi bir nesne… Bu nedenle cinselliğe oyuncakları katmak cinsel yaşamı hareketlendiriyor. Bu amaçla Benwa toplarından kelepçelere, silikon dildolardan elektrikli vibratörlere kadar çeşit çeşit seks oyuncağı kullanılabilir. Ama seks oyuncaklarının, seks partnerlerinin yerine kullanılamayacağını, sorunlu cinsel hayatı düzeltemeyeceğini ve cinsel işlev bozukluğunu tedavi edemeyeceğini unutmamak gerekiyor” diyor. Ayrıca seks oyuncakları dikkatli bir şekilde kullanılmalı. Erotik materyalleri çiftler birlikte seçmeli. Çünkü birinin istediği ancak diğerinin kabul etmediği bir materyali, diğeri istiyor diye kullanmak cinsel yaşamdan alınacak hazzı olumsuz etkileyebiliyor.

Genellikle ön sevişmeniz ne kadar sürüyor?
10 dakikadan az    %41
10-20 dakika    %41
20 dakikadan fazla    %18

Cinsel hazların daha yoğun yaşanabilmesi için kadının ve erkeğin ön sevişme ile birbirlerini sekse hazırlamaları çok önemli. Dokunma, okşama, öpüşme, sürtünme, masaj ve diğer tensel aktivitelerin yer aldığı cinsel isteği artırıcı ve daha zevkli hale getirici tüm iletişimler ön sevişmeyi oluşturuyor. Cem Keçe, kısa tutulan bir ön sevişmenin cinselliği olumsuz etkileyebileceğini söylüyor ve ön sevişmenin süresinin çiftin cinsel doyum yaşamasına yetecek kadar uzun olmasını tavsiye ediyor. “Cinselliğin yüzde 90’ı dokunarak haz almak ve dokunarak haz vermeyi yani sevişmeyi içeriyor. Geri kalan yüzde 10’luk kısmı ise penis-vajina birlikteliği olarak biliniyor. İyi ve yeterli bir ön sevişme ile çiftler hem kendilerini ve partnerlerini keşfedebiliyor hem de daha kolay tatmin olabiliyor. Bu açıdan bakıldığında anket çalışması ülkemizde iyi bir ön sevişme yapıldığını gösteriyor. Ön sevişmenin süresinin uzatılması ve içeriğinin değiştirilmesiyle, erken boşalmadan sertleşme sorunlarına, orgazm olamamadan cinsel uyarılma bozukluklarına kadar birçok cinsel işlev bozukluklarının tedavisi yapılabiliyor. Uzun süreli ilişkilerde, çiftlerin sevişmesinde cinsel birleşme nitelikleri çok değişmezken, ön sevişme süreleri ve davranış çeşitliliği genellikle azalıyor. Bu da cinsel ilişkinin monotonlaşmasına, cinsellikten alınabilecek birçok hazzın yok olmasına yol açabiliyor” diyor.

Hiç anal seks yaptınız mı?

Evet    %51
Hayır    %49

Sonuçlar, neredeyse her iki kişiden birinin hayatının bir döneminde anal seksi tecrübe ettiğini gösteriyor. Ters ilişki olarak bilinen anal seks, erkek cinsel organının anüs bölgesine girişiyle meydana gelen ilişki tarzı olarak tarih boyunca dikkat çekiyor ve insanlık tarihi boyunca tartışılan bir konu olmaya devam ediyor. Cem Keçe, “Anal ilişki sadece erkekler arasında (livata) uygulanmıyor, heteroseksüel çiftler arasında da tercih edilebiliyor. Çünkü bir kadında erkekler için en tahrik edici unsurlardan biri kalça bölgesi. Kalçası güzel kadınlar erkekler için çoğu zaman büyük ilgi odağı haline gelebiliyor. Anal seksi tercih eden birçok erkek kalçaların estetiği ve verdiği heyecan nedeniyle bu ilişki tarzına yönelebiliyor. Teknik olarak anal seks ile hamile kalınmıyor. Ancak anal sekste çok rahatlıkla mikrop kapılabiliyor, makattan çıkan penisin vajinaya temizlenmeden yerleştirilmesi vajinada hastalık yapabiliyor. Ayrıca çok çok nadir olarak, boşalma sonrasında meni anüsten vajinaya doğru kayabiliyor ve sıçrama gebeliği olarak bilinen olaya neden olabiliyor. Bu nedenle hem hamilelikten korunmak hem de sağlıklı bir cinsellik için anal veya vajinal, her ilişkide kondom kullanılması tavsiye ediliyor” diyor.

Adana Travestileri, Ankara Travestileri, Antalya Travestileri, Aydın Travestileri, Balıkesir Travestileri, Blog Travesti, Bursa Travestileri, Denizli Travestileri, Diyarbakır Travestileri, Gaziantep Travestileri, Genel, Hatay Travestileri, istanbul travestileri, İzmir Travestileri, İzmit Travestileri, Kayseri Travestileri, Kocaeli Travestileri, Konya Travestileri, Sakarya Travestileri, Samsun Travestileri, Travesti, Van Travestileri kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yorgunken Seks Yapılır mı?

Erkeklerin gelecek kaygıları, kadınların eğitim, kariyer, evlilik ve çocuklarla ilgili yükleri çoğu zaman onlara ağır geliyor ve daha yorgun hissetmelerine yol açıyor. Erkekler yorgunken özellikle hızlı seksi tercih ederken, kadınlar ise yorgunluğu bahane ederek kısa ve hızlı bir sevişmedense uyumayı tercih ediyor. Bu nedenle yorgunluğun hem erkek hem de kadın için anlamını keşfetmek ve ortak bir tanımlama yapmak önem taşıyor. Ancak yorgunluk için genel bir tanımlama yapmak oldukça zor.

Genel güçsüzlük, çabuk yorulma, konsantrasyon güçlüğü, normal aktivite sırasında ya da sonrasında tükenmişlik hissi, aktiviteye başlamak için yeterli enerji olmadığı hissi olarak ifade edilen yorgunluğun birçok sebebi olabiliyor. Başta cinsel yaşam olmak üzere, iş performansını, aile yaşamını ve sosyal ilişkileri olumsuz etkileyen yorgunluğun nedenlerini ve yorgunlukla başa çıkma yollarını çok iyi bilmek gerekiyor. Yorgunluğun en sık nedenleri arasında aşırı egzersiz yapma, uyku bozuklukları, beslenme yetersizlikleri, kondisyon eksikliği, üst solunum yolu enfeksiyonları, kansızlık, tiroit ve akciğer hastalıkları, ilaçlar (sakinleştiriciler, depresyon, alerji ve tansiyon ilaçları, kas gevşeticiler ve pek çok antibiyotik) viral hastalıklar, kanser ve depresyon yer alıyor. Altı aydan uzun sürmesi halinde kronik yorgunluktan bahsediliyor.

Çok yorgunum, bugün sevişmek istemiyorum

Uzun ve yorucu bir iş gününden sonra birçok çiftin yapmak isteyeceği tek şey eve gelip koltuğa uzanıp televizyonu açmak oluyor. Bunun da tek bir anlamı var; “Bugün sevişmek istemiyorum, yorgunum!” Yorgun olmak çifti sadece cinsellikten değil genel olarak her şeyden uzaklaştırıyor. Oysa yorgunluk durumunda her çiftin seks ihtiyacı zamana ve koşullara göre değişebiliyor. Zor koşullarda çiftler seks yapma rutinlerini değiştirerek ve farklı şeyler deneyerek, daha renkli ve tutkulu bir ilişkiye sahip olabiliyor. Birbirlerini fazla zamanla ödüllendirdiklerinde sadece fiziksel değil, duygusal seksin de tadına varabiliyorlar. Böylece çift hem birbirini daha yakın hissedebiliyor hem de birbirlerini ne kadar sevdiklerini gösterme şansını elde edebiliyor. Seks yaparken sadece fiziksel hazzı değil, duygusal hazzı da düşünmek gerekiyor. Çünkü her ne kadar aksi düşünülse de, insanlar sadece fiziksel zevkler için seks yapmıyor. Bazen sadece sevildiklerini, arzulandıklarını, değerli olduklarını ve bir başkasının onlara değer verdiğini hissetmek için insanlar partnerleriyle sevişmek, bazen de sadece boşalıp rahatlayabilmek için seks istiyor.

İşte yorgun çiftler için seks önerileri…

Ağır çekim bir gece geçirin

Yorgunluğun çiftler üzerinde yıpratıcı bir etkisi olduğu tartışılmaz. Çünkü yorgunluk cinsel hayatı zora sokabiliyor ve tüm günü yorgun geçiren çiftlerin “Seks yaparak eğlenmeye halimiz kalmıyor!” veya “Bugün seks yapmak için çok yorgun hissediyorum?” yakınmaları, onların birbirlerinden uzaklaşmalarına zemin hazırlayabiliyor. Oysa hem yorgunluğu giderecek hem de seks için vücudu ateşleyecek bir takım uygulamalar ile bu sorun ortadan kaldırılabiliyor. Hızlı hareket etmek çoğu zaman enerji gerektiriyor. Bu nedenle yorgun olunduğunda ağır çekim bir gece geçirmek, güzel bir meditasyon duşu almak, sonrasında nefes ve gevşeme egzersizleri yapmak, ardından erotik masaj ile günün yorgunluğunu almak, yavaşça dokunurken daha yoğun hisler yaşamak, ufak öpücükler kondurmak, daha şehvetli dokunmaya özen göstermek mümkün… Hatta yavaş çekim hareketlerle sevişirken tamamen durarak kısa aralıklar vermek ve normalde gözden kaçan birçok ayrıntı keşfetmek keyifli olabiliyor.

Rahat pozisyonlar tercih edin

Çift ne kadar yorgun olursa olsun, seks yaparak dinlenebiliyor ve hormonlarının varlığını hatırlayabiliyor. Çünkü partnerle birlikte zaman geçirmek, sarılmak ve okşamak, yorucu olmayan pozisyonları denemek, erotik masaj yapmak çok güzel bir deneyim olabiliyor. Çifti yormayan ve zorluk derecesi düşük olan birçok seks pozisyonu var. Yorgunken (1) çiftin yan yana uzanabileceği kaşık pozisyonunu, (2) kadının yatakta uzandığı, erkeğin yatağın kenarında ayakta durduğu pozisyonu, (3) klasik misyoner pozisyonunu (erkek üstteyken ellerinden değil, dirseklerini yatağa dayamak yoluyla) veya (4) binici pozisyonunu (kadın bacaklarından destek almak yerine yatağın başına tutunarak hareket kuvvetini oradan alabilir ve sadece vajina kaslarını sıkıp bırakabilir) tercih etmek önem taşıyor.

Bronz seksi deneyin

Seks yapmak; rahatlamış ve gevşemiş bir halde, sevişmenin ve dokunmanın verdiği hazza odaklanarak, haz alıp haz verebilme, ruhu ve bedeni paylaşabilme, ne olursa olsun bir şekilde boşalabilme bilim ve sanatı olarak tarif ediyoruz. Çiftler bu sanatı icra ederken altın, gümüş ve bronz olmak üzere üç tür seks deneyimi yaşayabiliyor. “Altın seks” adını verdiğimiz kaliteli seks ortalama iki saat sürüyor. Daha çok yaşanan ve “gümüş seks” adını verdiğimiz normal seks ortalama otuz dakika sürüyor. Daha nadir yaşanan ve “bronz seks” adını verdiğimiz hızlı seks ise ortalama üç beş dakika sürüyor, ışık hızında ve çabucak… Kadının erkeği reddetmek yerine onun tatmini sağlamasına izin verdiği ve daha çok erkeğin boşalıp rahatlamasını hedef alan bronz seks, erkeğin adrenalinin tepeye vurmasını sağlıyor.

Çiftlerin seks repertuarlarına erkeklerin fiziksel (boşalma ve rahatlama) kadınların ise duygusal (sevdikleri erkek tarafından arzulanma ve onu tatmin etmenin keyfi) tatminlerinin ön planda olduğu bronz seks deneyimlerini eklemeleri, hem yorgunken çok özel deneyimler yaşanması hem de yakın ilişkilerde tutkunun devam etmesi için işe yarayabiliyor. Kadın bazen seks yaparken tam havaya giremeyebiliyor, orgazm taklidi yapmak yerine, samimi ve dürüstçe “Haydi bronz seks yapalım!” diyebiliyor. Böylece hem eşini yarı yolda bırakmıyor hem tahrik olma konusunda endişelenmesine gerek kalmıyor hem de bir açıklama yapmak zorunda olmuyor. Bu aynı zamanda kadının erkeğe bir moral hediyesi oluyor, onu ne kadar çok sevdiğini hissettiriyor. Ayrıca çoğu zaman erkeğin kadına sarılması, onu arzulaması ve onunla tatmin olması kadına yetebiliyor. Seks yapma havasında olmasa bile, eşini baştan çıkarabileceğini düşünmek kadına zevk verebiliyor. Hatta bazen çift bronz sekse başlıyor ve zamanla kadın havaya girerek tahrik olabiliyor ve çift gümüş sekse geçiş yapabiliyor.

Bronz sekse başlayan bir kadın gerçekten havasında olup olmadığını da anlayabiliyor. Erkek, kadını sevgi ve değer verme yönünden desteklendiğini hissettirirse, daha çok gümüş seks ve ara sıra da altın seks deneyimi yaşatacağını vaat ederse, kadın bronz seks fikrine daha açık olabiliyor.

Adana Travestileri, Ankara Travestileri, Antalya Travestileri, Aydın Travestileri, Balıkesir Travestileri, Blog Travesti, Bursa Travestileri, Denizli Travestileri, Diyarbakır Travestileri, Gaziantep Travestileri, Genel, Hatay Travestileri, istanbul travestileri, İzmir Travestileri, İzmit Travestileri, Kayseri Travestileri, Kocaeli Travestileri, Konya Travestileri, Sakarya Travestileri, Samsun Travestileri, Travesti, Van Travestileri kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

LGBTT Hareketi Üzerine Sözlük Çalışması

Son yıllarda kamusal alanda daha fazla görünür olmaya başlayan Lezbiyen, Gey, Biseksüel Travesti, Transseksüel (LGBTT) Hareketi entelektüel alanda toplumsal cinsiyet tartışmalarına önemli katkılar sunmaktadır. LGBTT Hareketi’nin açtığı tartışmalara belli bir terminolojiye vakıf olarak dahil olmak gerekiyor. Feminist Kadın Çevresi’nden kadınlar olarak Şubat ayı içinde LGBTT Hareketi’nin geliştirdiği terminoloji üzerine aşağıdaki derleme[1] çerçevesinde bir tartışma yürüttük. Bu derleme çalışmasında FKÇ içinde konuyla ilgili okunan materyallerde ve yürütülen tartışmalarda kullanılan terminoloji üzerine bir katkı sunulması amaçlanmaktadır.

 

Kaos GL Yayınlarından çıkan Biliyor(mu)sun(?) Her Kadın Heteroseksüel Değildir adlı kitapta cinselliği oluşturan 4 unsurdan bahsedilebilir:

 

  1. Biyolojik Cinsiyet
  2. Cinsel Yönelim
  3. Toplumsal Cinsiyet Kimliği
  4. Toplumsal Cinsiyet Rolü

 

  1. Biyolojik Cinsiyet:

 

Biyolojik cinsiyet bireyin sahip olduğu cinsel organa göre belirlenir. Penisi ve testisleri varsa erkek; vajinaya ve yumurtalığa sahipse kadın olarak tanımlanır.

 

Peki kişi her iki cinsel organa da sahipse yani hermafroditse ne olacak? “İstisnalar kaideyi bozmaz” deyip “iki biyolojik cinsiyet vardır” mı diyeceğiz?

 

Beş Cinsiyet makalesinin yazarı Anna Fausto Sterling’e göre batı kültürü yalnızca iki biyolojik cinsiyet olduğu fikrine derinden bağlı. Kullanılan dil bile başka olasılıkları reddediyor: He-she, il/elle, his/her. Aynı anda iki cinsiyete sahip olan biri dilde nasıl tanımlanacak? S/he; his/her olarak mı?

 

Yasalar da ikili biyolojik cinsiyet sistemini temel alıyor. Yasal olarak her yetişkin ya erkek ya da kadın olarak tanımlanıyor.

 

Anne Fausto-Sterling, “5 Cinsiyet” makalesinde biyolojik olarak nasıl sınıflandırıldığına bağlı olarak 5 hatta daha fazla cinsiyet olduğunu söyler.

 

Standart tıp interseks terimini 3 temel alt grubu kapsayacak şekilde tanımlar:

 

–          herm: Erkek ve dişi özelliklerin karışımına sahip olan gerçek hermafroditler. Testisleri ve yumurtalıkları vardır.

–          merm: Testisler ve kadın cinsiyet organının bazı unsurları vardır. Yumurtalıkları yoktur.

–          ferm:  Yumurtalıkları ve erkek cinsiyet organının bazı unsurları vardır. Testisleri yoktur.

Tıpçı John Money’e göre interseksüel doğumların oranı %4. Bu oran bir tür azınlık grubu kurmaya yeterli.

Anne Fausto Sterling’e göre 3 interseks herbiri kendi içinde birer biyolojik cinsiyet sayılmayı hak ediyor.

 

Tıp dünyasında cinsiyete, cinselliğe ilişkin sorgulanmayan iki varsayım var:

 

1-      Yalnızca iki biyolojik cinsiyet vardır: Kadın ve Erkek

2-      Karşıcinsellik yani heteroseksüellik, normaldir.

 

Tıbbın interseks bedenlere yaklaşımı konusunda ülkemizden bir örnek verelim. Ankara Tıp Fakültesi interseks bedenlere yaklaşımı web sitelerinde şu şekilde tanımlıyor: “Tıp alanında interseks, şüpheli görünen dış genital yapı anlamında kullanılır. Çocuğun kromozom yapısı ile genital yapısı uyumsuzdur (ör: kromozom yapısı kız ancak görünüm erkek gibi). Bu olgular fark edilir edilmez detaylı bir incelemeye alınmalı, kromozomal yapıları, iç ve dış genital yapıları ve gonadları (testis ya da over) tespit edilmelidir. Bu tip hastalar, yenidoğan uzmanı, endokrinoloji uzmanı, çocuk üroloğu ve çocuk psikiyatristinden oluşan bir ekipçe takibe alınmalı ve tedavi edilmelidir.”[3]

 

Yaygın anlayış: Hermafroditlerin iki cinsiyetten birini seçip, birinin mensubu olarak hayatlarına devam etmesi.

 

Dolayısıyla tıp alanındaki teknoloji doğdukları anda interseksüel bedenlere müdahale edebiliyor. İnterseksüellik ve eşcinsellik, biseksüellik tedavi edilerek uygun normlara getirilmelidir diye düşünülüyor.

 

2.Cinsel Yönelim

 

Cinsel yönelim, bireyin hangi cinsiyete/cinsiyetlere yönelik cinsel ve/veya duygusal hisler beslediğini ifade eder.

Bu terimin cinsel tercihle eş anlamlı olarak kullanılmasına LGBTT kurumları içinde bazı itirazlar gelir. Cinsel tercih bireyin tercihen yaptığı bilinçli bir edimi ifade eder. Eşcinsellik, heteroseksüellik, biseksüellik birer cinsel yönelimdir. Genel yargının aksine iradi bir “tercih” değildir ve değiştirilemeyeceği kabul edilir.

Eşcinsellik: Kişinin cinsel ilgi ve isteğinin kendisiyle aynı cinsten kişilere dönük olduğu cinsel yönelimin adıdır. Eşcinsellik; heteroseksüellik, biseksüellik gibi bir cinsel yönelimdir.

Psikiyatrik tanı sistemlerinde eşcinsellik önceleri kişilik bozukluğu, cinsel bozukluk, cinsel yönelim karmaşası olarak kabul edilirdi. 1973’de Amerikan Psikiyatri Birliği, 1990’da Dünya Sağlık Örgütü kararı ile psikolojik tanı sınıflamalarından çıkarıldı.[4]Yine de tıp dünyasında eşcinselliğin düzeltilmesi, tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğu yaklaşımı yaygındır.

Eşcinsel: Hemcinslerine karşı cinsel ve / veya duygusal yönelimi olan kadın veya erkek yani duygusal ve cinsel yönelimi hemcinsine dönük olan kişi. Eşcinsel kelimesi, kendi cinsinden hoşlananlara verilen genel bir addır. Hem erkek hem kadın için kullanılmakla birlikte daha çok erkek eşcinselleri tanımlayan bir kavrammış gibi algılanır.

 

Eşcinsel yerine kimi yerde homoseksüel sözcüğü karşımıza çıksa da LGBTT örgütleri homoseksüel sözcüğünü Türkçe olarak kullanmayı tercih etmez. Bunun nedeni homoseksüel sözcüğünün, eşcinselliği bir hastalık olarak tanımlamak amacıyla, tıp alanında ortaya atılmış olmasıdır.

 

Gey: Cinsel ya da duygusal anlamda erkeklere yönelimi olan erkek.

 

“Gay” terimi, eşcinsel kurtuluş hareketiyle birlikte ortaya çıkar. Temelinde bir hastalık olarak algılanan homoseksüel sözcüğünün yerine ortaya atılan alternatif bir adlandırmadır.

 

İngilizce’de “gay” sözcüğü, kişinin kadın ya da erkek olmasını gözetmeden “eşcinsel” anlamında kullanılır. Başlangıçta kadın ve erkek eşcinselleri kapsayan bir kelime olmakla beraber günümüzde erkek eşcinselleri tanımlamak için kullanmaktadır. Her iki yönelimi de kapsayan eşcinsel teriminin sadece erkek eşcinselleri temsilen kullanılması kadınlar tarafından eleştirilir. Türkçe’de ise gey kelimesi kadınları kapsayan bir şekilde kullanılmamakta, erkek eşcinselleri tanımlamaktadır.

 

Son yıllarda Türkiye’de LGBTT bireylerin yaptığı yayıncılık çalışmalarında kelimenin “gay” değil de “gey” olarak yazılması tercih edilmektedir. Bunun nedeni kelimeyi İngilizce yazınca sanki Türkiye’ye özgü olmayan bir durumu işaret ediyormuş gibi bir algının oluşmasına neden olmamaktır. Türkiye’de geylerin var olduğunu göstermek amacıyla bu yazım politik olarak tercih edilmiştir.

 

Lezbiyen: Cinsel ya da duygusal anlamda kadınlara yönelimi olan kadın.

 

Lezbiyen kelimesinin kökeninin eski zamanlarda, Yunanlı kadın şair Sappho’nun yaşadığı Lesbos adasından geldiği varsayılır.

 

Biseksüellik: Her iki cinse karşı cinsel ya da duygusal olarak ilgi duyma.

 

Biseksüel: Her iki cinse de cinsel ve/ ve ya duygusal yönelimi olan kadın ve ya erkek. Biseksüel, her iki cinse aynı ölçüde ilgi duymayabilir ve/veya bu ilginin derecesi zaman içinde değişebilir. Biseksüellere yönelik genellikle ya heteroseksüel ya da eşcinsel oldukları varsayılması yönünde bir önyargı vardır.

 

Heteroseksüellik:  Karşı cinse, cinsel ya da duygusal olarak ilgi duyma.

 

Heteroseksüel: Duygusal ve/veya cinsel yönelimi karşı cinse dönük olan; kadınsa erkekten, erkekse kadından hoşlanan kişi.

 

Cinselliğe yönelmeme hali olarak aseksüellik:

 

Aseksüellik: Kişinin kendisi dahil hiçbir şeye cinsel istek duymama ya da cinsel ilişkiden hoşlanmama durumu.

 

 Aseksüel: Hiçbir cinse karşı cinsel ya da duygusal yönelimi olmayan kişi

 

Otoseksüellik: Kişinin cinselliğinin kendi bedenine yönelme durumu.

 

Otoseksüel: Karşı cinsle ya da hemcinsiyle cinsel ilişkiye girmeyen, buna karşın mastürbasyon yoluyla cinsel hayatlarını devam ettiren kişiler için kullanılan terim. Otoseksüel kişiler kendi vücutlarından erekte olur; cinsel yönelimleri kendilerinedir.

 

3.Toplumsal Cinsiyet Rolü: Eril ya da kadınsı davranışları belirleyen kültürel normlardır.

 

 

 

4.Toplumsal Cinsiyet Kimliği

 

Cinsel Kimlik: Kimi yerde kişinin biyolojik cinsiyetine vurgu yapmak için kullanılırken, kişinin kendini hangi cinsiyetle özdeşleştirdiğini ifade etmek için de kullanılır. Ayrıca, kimi zaman cinsel kimlik kavramı cinsel yönelimi ifade etmek için de kullanılabiliyor.

 

Cinsiyet Kimliği: Kişinin kendini hangi toplumsal cinsiyet kimliği üzerinden tanımladığı ve ya diğer insanlar tarafından hangi toplumsal cinsiyet kimliği üzerinden tanımlandığını ifade etmek için kullanılır. Bu, toplumun cinsiyetlere atfettiği özelliklere göre kültürden kültüre değişebilir. Örneğin kıyafet, davranış tarzı kişinin cinsiyet kimliğini oluşturabilir.

Transeksüellik: Kişinin biyolojik yani doğuştan edindiği cinsiyetinden memnun olmayışı, karşı cinsin bedenine, dış görünüşüne sahip olma istemidir. Bu durum, sadece karşı cinsin cinsel organına sahip olma isteğiyle sınırlı değildir. Transseksüellik kişinin iç dünyasında kendisini karşı cinsten biri gibi görmesi, hissetmesidir.

Transseksüel: Doğuştan gelen biyolojik cinsiyetine karşın kendini karşı cinsiyete ait hisseden kişi. Hem erkek hem de kadın için geçerlidir. Yani kişi biyolojik olarak erkek olduğu halde kadın olmayı; biyolojik olarak kadın olduğu halde erkek olmayı isteyebilir. Kişinin davranışlarından çok iç dünyasında kendisini karşı cinsten biri gibi görmesi, hissetmesidir. Bu nedenle transseksüel kelimesi daha çok ruhsal eğilimler için belirleyicidir. Bu yüzden transseksüelleri dış görünüşlerinden belirlemek her zaman mümkün olmayabilir. Çünkü kendilerini karşı cinsten hissettiklerini dış görünüşlerine her zaman yansıtmayabilirler.
Travesti: Toplumsal anlamda, karşı cinse ait kıyafetlere, görünüme ve tavırlara bürünmekten hoşlanan kişi. Genellikle, travesti dendiğinde daha çok kadın kılığındaki erkekler akla gelse de travesti kelimesi aslında hem erkek hem de kadın için geçerlidir. Travestiler karşı cinsin eşyalarını kullanmaktan, karşı cinsin giydiği kıyafetleri giymekten zevk alan kişilerdir. Bir travestiyi dış görünüşü ve davranışlarından tanımak mümkündür.

Yaygın kullanımda travesti cinsiyet düzeltme operasyonu geçirmemiş yalnızca dış görünümü ve davranışlarıyla karşı cinsin kimliğine bürünenleri; transseksüel de giyim ve davranışlardan öte cinsiyet düzeltme operasyonu geçirenleri tanımlamak için kullanılır. Aslında ameliyat olmuş ya da olmamış kadın veya erkek için böyle bir ayrıma gidilecek bir kelime Türkçe’de yoktur.
Ayrıca LGBTTler arasında travesti ve transseksüel kelimeleri birbirinin yerine kullanılabiliyor.

 

Travesti ve transseksüellere yönelik diğer bir ön yargı da travestiliğin ve transseksüelliğin bir kimlik olarak değil meslek olarak algılanıyor olması. Her travesti ve transseksüelin aynı zamanda seks işçisi olduğu varsayılıyor.

 

Transgender: Bu yabancı terim,ameliyat olmuş ya da olmamış kadın veya erkeklerden biyolojik cinsiyetine ve görünümüne bir şekilde müdahale edenlerin tamamını kapsamak amacıyla kullanılır.

 

LGBTT Bireylere Yönelik Ayrımcılık İdeolojileri
LGBTT Hareketi cinsel yönelimleri, cinsiyet kimlikleri nedeniyle ezilen, ayrımcılığa uğrayan, baskı altına alınan bireylerin cinsel baskıdan arınmış bir dünya için mücadele ettikleri bir hak arama hareketi olarak tanımlanabilir. Avrupa’da siyah hareketi, yurttaş hakları hareketi, savaş karşıtı hareket ve feminist hareket gibi toplumsal özgürlükçü hareketlerin yükselişe geçtiğini 60 yıllarda, LGBTT Hareketi de örgütlü bir kimlik edinmeye başlamıştır. Feminist Hareket ve LGBTT Hareketi’nin en önemli ortak noktasının ataerkiye ve cinsiyetçiliğe karşı mücadele etmeleri olduğu söylenebilir. Feminizm cinsiyetçiliği (seksizmi) deşifre ederken ve buna yönelik mücadele kanalları açarken LGBTT hareketi sadece seksist değil heteroseksist bir dünyada yaşadığımızı ortaya koydu, cinsel baskından arınmış bir dünyayı mümkün kılmak için mücadele yürütmeye başladı.

LGBTT Hareketi’nin tartışmaya açtığı ayrımcılık biçimleri aşağıdaki gibi tanımlanabilir:

Heteroseksizm: Erkek ve kadın birlikteliğini tek birliktelik olarak gören ideolojinin adıdır. Heteroseksüel ilişkilerin ortaya çıkarmış olduğu tarihsel, toplumsal hegemonik bir iktidar biçimidir. Bu ilişki biçimi tüm özel ve kamusal alanın biçimlenmesinde rol oynar. Herşey bu iktidar biçimine göre konumlandırılır. Eğitim, sağlık,  aile, hukuk gibi özel ve kamusal alanlar bir iktidar ilişkisi olan heteroseksüel ilişkiler ile tanımlanmıştır. Bu ilişkilerin oluşturduğu yaşama biçimine heteroseksizm deniyor. Heteroseksizm bir ayrımcılık biçimidir. Kendi dışındaki kimlikleri kabul etmez. Toplumsal alanları kendi düşüncesine göre biçimlendirir. Yasaları, okulu, evi ve sokakları bu düzenle oluşturur.

 

Heteroseksist, heteroseksizmi savunan, heteroseksüellik dışında hiçbir cinsel yönelimin varoluşunu kabul etmeyen, heteroseksüel olmayanlara ve transseksüellere karşı şiddete varan fiziksel ve psikolojik baskı uygulayan kişidir.

 

Heteronormativite: Heteroseksüelliğin normal ve tek cinsel yönelim olarak görülmesi, toplumsal değerlerin, kuralların ve yaşam biçimlerinin herkes heteroseksüelmiş gibi kabul edilmesi. İnsanların kadın ve erkek olarak ikiye ayrılmasını; cinsel ilişkilerin/evliliklerin sadece ve sadece karşı cinsiyetlere sahip kişiler arasında olabileceğini ve her cinsiyetin kendine has rolleri olduğunu iddia eden inançlar, düşünceler, normlar bütünü.

 

Homofobi: Eşcinsellere ve eşcinselliğe karşı hoşnutsuzluk, korku ya da ayrımcılık içeren yaklaşım anlamına gelir. Eşcinsellik, dini, ahlaki ve politik nedenlerle toplumlarda genellikle negatif karşılanmış ve bu tavır bazen homofobi olarak da adlandırılmıştır.

 

Lezbofobi: Lezbiyenlere karşı hoşnutsuzluk, korku ya da ayrımcılık içeren yaklaşım anlamına gelir.
Transfobi: Travesti veya transseksüellerden korkma veya nefret etme. Biyolojik cinsiyetinden dolayı kendisinden beklenen cinsel ve toplumsal rollere uymayarak cinsiyet değiştirenlere karşı bir tür kaygı ve korku ifadesidir.

Heterofobi: Heteroseksüellere yönelik önyargı ve ayrımcılığı ifade eden bir terimdir. Bu fobi kaynağını büyük ölçüde heteroseksist düzene olan tepkiden alır.

Adana Travestileri, Ankara Travestileri, Antalya Travestileri, Aydın Travestileri, Balıkesir Travestileri, Blog Travesti, Bursa Travestileri, Denizli Travestileri, Diyarbakır Travestileri, Gaziantep Travestileri, Genel, Hatay Travestileri, istanbul travestileri, İzmir Travestileri, İzmit Travestileri, Kayseri Travestileri, Kocaeli Travestileri, Konya Travestileri, Sakarya Travestileri, Samsun Travestileri, Travesti, Van Travestileri kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Travestilerin Ortam Bilgisi

Travesti bayanların her yerdeki davranışları farklılıklara yol açar. O gün planladığınız ve size eşlik edinilen ortamda bir travesti bayanının güvenini kazandınız mı işte o gece dünyanın en şanslı erkeklerinden birisi olacağınız garantidir.

Söz konusu açılmışken eğer bir travesti ile yaşayacağınız geceden bahsetmek gerekirse olayın içindeki alkol, dekor, fanteziler derken mükemmel bir gece geçireceğinizi hayal edebilirsiniz.

Bir travesti ile geçireceğiniz bir gecede şefkat ve sevgi dolu mükemmel bir amyansı tadacağınızda emin olabilirsiniz. Diğer her şeyin aksine bu bayanlar nerede olursanız olun ortamın büyüsünü değiştirecek sizin için imkansızı başarmış bir şekilde mükemmel bir ortam hazırlayacaklardır. Bütün bunların nedeni ise bir travesti bayanının süper güçleridir diyebiliriz. Bu travesti bayanları ne olursa olsun konu cinselliğe geldiği zaman ortamı yumuşatacak mükemmel ve seksi bir şeyleri olaya dahil edip sizleri çılgına çevirecek afrodizyak etkili hareketlerde bulunacaklarır. Pürüzsüz mükemmel vücutları ile sizlere isterseniz kucak dansı yapacak isterseniz mükemmel bir ön sevişme ile sizleri aşka davet edeceklerdir. Tüm bunlardan önce seks anına giriş kısmındaki ufak çekişmelerde kim bilir elbiseler çıkarken daha önce beşine benerine tanık olmadığınız mükemmel bir ana denk gelebilirsiniz.

Ve seksten bahsetmek gerekirse hiçbir zaman böylesine tahrik olabileceğiniz farklı gelen bir şeyle birlikte olamadığınızı anlayacaksınız. Çünkü o baskınlık çekişmesiyle birlikte mükemmel hazların vücudunuzda ahenkle dans edeceği zamanlarda kendinizden geçecek daha önce neden geç kaldığınızı sorgulatacak şeylerle karşılaşacaksınız. Eğer bunlarla bir an önce tanışmak itiyorsanız bu travestiler bu mükemmel sitede sizleri bekliyor diyebiliriz. Size uygun ankara travesti veya istanbul travesti bayanlarımız dünyanızı sallamak için sizleri bekliyor. Mükemmel anlarınıza ramak kala en iyi hamleniz seçimlerinize bir an önce başlamak olsun ve bunu yaparkende son derece rahat olabilirsiniz. Çünkü sitemizdeki her travesti bayan elit ve klas olmasıyla beraber işlerinde bir numaradırlar. Bir beyefendiye nasıl davranması gerektiğini iyi bilir onun için her şeyi yapıp tamamen tatminliği aklınıza kazıyıp sizler için mükemmel bir ortam oluştururlar. İyi seçimler.

 

Adana Travestileri, Ankara Travestileri, Antalya Travestileri, Aydın Travestileri, Balıkesir Travestileri, Blog Travesti, Bursa Travestileri, Denizli Travestileri, Diyarbakır Travestileri, Gaziantep Travestileri, Genel, Hatay Travestileri, istanbul travestileri, İzmir Travestileri, İzmit Travestileri, Kayseri Travestileri, Kocaeli Travestileri, Konya Travestileri, Sakarya Travestileri, Samsun Travestileri, Travesti, Van Travestileri kategorisine gönderildi | Yorum bırakın